Eversek de mi versek?
Radikal · 15 Kasım 2002
Çokeşlilik, aşırı aşkın değil aşırı hor görmenin ifadesidir."
Th. Jouffroy
(Yeşil Defter, 1836)
İtalya Başbakanı ile Türkiye başbakan aday adayı arasında bence en veciz, en leziz sohbet, ülkemizin AB ile nikâhı konusuydu. Berlusconi'nin 'Artık ben sana Tayyip diyeyim, sen de bana Silvio de,' önerisinden hemen sonra, 'hayırlı bir iş için' ziyaretini açıklayan Erdoğan: "Gel Türkiye'yi AB ile biz everelim" deyiverdi. Dünür adayı Silvio, samimiyette aşağı kalır mı? "Aşk evliliği mi olacak, yoksa mantık mı?" diye sorunca, Tayyip'in yanıtı, bir İtalyan açısından ciddi bağlamda sağlamdı: "Katolik nikâhı olsun, hiç ayrılmayalım!"
İşte size üst düzeyde devlet adamlığı, işte size uluslararası politika, işte size diplomasi zaferi, aklı varsa dilini yutmuş sevgili okurlar! Kasımpaşalı Tayyip ile İl Cavalieri (binici) Silvio, işkembe damarından tarih yazıyorlar. Bu everme geyiği nasıl noktalandı, Silvio 'he' dedi mi, uzun uzun el sıkışılıp aldım - verdim oldu mu, bilinmez. Görüntü ve duyuntu Kasımpaşaspor'un 'Katolik nikâhı' golünden sonra kesildi. Ancak, eğer Silvio'nun kafası Türkiye-AB evliliğine gerçekten basıyorsa:
"Neden imam nikâhı olmasın?" demesi gerekirdi.
Çünkü...
AB poligam. AB çokeşli. Almanya ile Fransa nikâhının üstüne 13 adet kuma geldi çoktan hareme, 10 cariye de eli kulaklarında, kapıda müjde beklemekte. İmam nikâhı haydi neyse, Kopenhag pazarında belli bir tarih verilse, belirsiz bir tarihte kumalığı umabilirdi Türkiye. Ama Katolik nikâhı, Allah indinde ve Papaz izninde, iyi günde kötü günde, TEKEŞLİLİĞİ kutsuyor ancak. Monogam. Tabii ki Katolikler de tek kadın, tek erkekle yetinmiyorlar. Ancak resmi eşten ötesine kadında METRES, erkekte OYNAŞ diyorlar.
Çokeşli AB, yalnız Türkiye ile değil, hiçbir yeni kuma adayıyla Katolik nikâhı kıyamayacağına göre, acaba yanıldı mı dersiniz Tayyip, bir diplomasi yeniliği olan evlilik teklifinde? Haşa hayır! Yüzde 100 haklıdır ve apaçık bir gerçeği dile getirmiştir: AB harem içre çoğunluğun gizli arzusu, çok uzun süreden beri Türkiye'yi tam üyeliğe almadan, ayrıcalıklı bir anlaşma, 'yan ortaklık'la, özel bir statüde kendisine bağlamaktır.
Yani araba, kürk, mücevher her şey verilip, bir tek AB damgalı o sapsade nikâh yüzüğü, resmi Avrupalılıktan mahrum bırakılan METRESLİK. Safi salak değillerse, 'oynaş' almazlar herhalde...
İşte Tayyip, muhteşem Kasımpaşalı üslubuyla yaptığı Katolik nikâhı çıkışıyla, bu gizli arzuya çanak tutmuş, Kopenhag'da verilecek yanıtı kanırtmış bulunmaktadır. İlk görüşmesini, popüler ve popülist anlamda AB'nin en ciddiye alınmayan politikacısı, avam adamı Silvio ile yapması da pek yakışmıştır bence. Daha geçen ay, Danimarka Başbakanı'na: "Ay sen bizim Cacciari'den daha yakışıklıymışsın, karıma tanıştırayım!" diyen Silvio, güzel eşinin Venedik Belediye Başkanı Massimo Cacciari ile olan 'samimiyetini' bilen, hoşgörülü ve geniş görüşlü geyiklerden sayılır.
AB'nin diğer devlet başkanları ve başbakanları, İl Cavalieri (binici) Silvio'nun Türkiye desteğini tutarlar mı, bilmiyorum. Ama, Tayyip'in diplomatik performansına oranla, metreslik bile fena sayılmaz.
Aslına bakarsanız AB ile evlilik, bir kale kuşatmasına benziyor.
İçerdekiler çıkmak, dışardakiler de girmek istiyorlar!
Zaten Tayyip'in evlilik önerisine, Silvio'nun ne yanıt verdiğini bir tek ben biliyorum. Kulağına eğilip: "Sana bir sır vereyim," dedi, "Karımla 20 yıl çok mutlu yaşadık!" Tayyip, "Ya sonra?" diye sorunca da içini çekti: "Sonra, tanıştık..."