Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Natolia’dan Avrupa’ya

Radikal · 16 Kasım 2002

"Zafer az, bozgun çok eğiticidir."

(Japon atasözü)

Türkiye'de yapılan kamuoyu yoklamalarında, olası bir Avrupa Birliği üyeliğini destekleyenler arasında, kaç kişi Avrupa adının nereden geldiğini bilir acaba? 30 yıldır Avrupa'ya göçenler ya da göç yoluna düşen kaçaklar arasında kaç kişi bilir ulaşmak istedikleri kıta adının tarihçesini? Hatta, Anadolu sözcüğünün Türkçe okul(!) kitaplarında anlatıldığı gibi 'bağrı analarla dolu' olmayıp, bin yıllık Avrupa haritalarında, yani Türkler gelmeden yüzyıllar önce, Latin harfleriyle NATOLİA diye yer aldığını bilen var mıdır? Elbette vardır. Ama aziz dostum Ali Sirmen'in üstüne basa basa tekrarladığı gibi ortalama eğitim süresi yalnızca 3.5 yıl olan 65 milyonluk Türkiye'de kaç kişidirler? 1000? 2 bin? 100 bin?

Avrupa, Evropa ya da Europa, Fenikya Kralı (bugünkü Lübnan) Agenor'un güzelliği dillere destan kızıydı. Savaşmadığı zaman sevişen tanrılar tanrısı Zeus ise, çapkın mı çapkın. Tabii ki âşık oldu Avrupa'ya. Bembeyaz, heybetli bir boğa kılığına girdi, kırlarda dolaşan Avrupa'nın yanında otlamaya başladı. Öylesine yakışıklı bir boğaydı ki Zeus, güzel prenses dayanamayıp başını okşadı. Beyaz boğa önünde diz çökünce de azıcık gezinmek için sırtına bindi. Kızı terkisine atar atmaz göklere doğru uçtu Zeus ve korkudan boynuzlarına yapışan Avrupa'yla... Girit Adası'na kondu. Avrupa, yaşamının geri kalan süresini Zeus'un sevgilisi olarak bu adada geçirdi ve adı, Girit'ten başlayarak tüm kıtaya yayıldı. Avrupa'nın mitolojik simgesi işte bu yüzden beyaz bir inektir: Beyaz boğa Zeus'un eşi, koca memeli, bol sütlü Avrupa.

Avrupa'nın adı, öyküsü Yunan mitolojisidir. İşte bu yüzdendir ki Avrupa, ister istemez, eski uygarlıkla ilişkisi kalmasa bile ne Yunanistan'dan vazgeçer, ne de Yunanlılardan. Çünkü Yunanistan'ı kendi uygarlığının beşiği, önce Yunan mitolojisini, ardından gerçek tarihi, felsefesi, bilimi, demokrasisi, sporu ve sanatıyla kendi kültürünün kökeni kabul etmiştir. Aslında Küçük Asya, Natolia da bu geçmişin büyük bir parçasıdır. Ama işte, Natolia, artık Anadolu'dur, analar doludur. O analar ki tarihin en büyük imparatorluklarından birinin cengâverlerini doğurmuş, Avrupa'nın beşiği Yunan topraklarının üstüne oturmuş, bir bölümünde hâlâ oturmaktadır.

Fakat yalnızca bu imparatorlukla değil, kendi içinde de birbirini yiyen Avrupa, öyle ya da böyle Türkiye'yi çok da fazla iteleyemez, öteleyemez, bağrında yer açmak zorundadır ve AB adaylığı, bu bilincin sonucudur. Gel gör ki zaman daralıp Türkiye birliğe yaklaştıkça, çatlak sesler de artıyor ve ülkemizin AB yolunu kesmek isteyenler 'din' diye, 'sınır' diye seslerini yükseltmeye başladılar. Ne var ki 'din' bahanesi, kesinlikle geçersiz. Çünkü AB'yi oluşturan ülkelerde öylesine çok din var ki, Avrupa'yı tek bir din, Hıristiyanlık bayrağı altında 'dini miras' sahibi yapmak mümkün değil. Buradan tutturamazlar.

Erken davranıp, Avrupa'nın özellikle doğu ve güneyde oldum olası belirsiz sınırlarını çizmiş olsalardı, 'Türkiye içinde değil' deyip, sınırdan tutturabilirlerdi. Oysa artık çok geç. Türkiye'yi Avrupa sınırları içinde gösterdiler bir kez. Adaylık da verdiler. Geri alamaz, attıkları imzaları yalayamazlar. AB'nin eğer sınırları çizilecekse bir gün, Türkiye'yi değil, Türkiye'den ötesini ırgalar.

Kopenhag'da Türkiye'ye pazarlık tarihi verileceğini sanmıyorum. Ama Türkiye üyelikten kendiliğinden caymaz ya da 'alabora sistem' fırsatları yaratmazsa, bekleyişi uzatır, ama 'kavuşmayı' ilelebet engelleyemezler.