Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Gül ve bıyık

Radikal · 20 Kasım 2002

"Gırra olma, dilbera! Hüsnü cemale, kıl vefa:

Baki kalmaz kimseye nakşü nigar elden gider."

(Fatih Sultan Mehmet)

Ben pösteki saymayı severim. Üşenmedim, saydım. Türkiye Cumhuriyeti'nin 58'inci hükümeti, 19 bıyıklı, beş bıyıksızdan oluşuyor. Haliyle bıyıksız bir de kadın bakan var: Turizm Bakanı Güldal Akşit. Bu tablodan iki estetik, bir de ampirik sonuç çıkardım.

Bir, Türkiye'nin yeni hükümeti bıyıklı.

İki, demek ki AKP'nin saçı başı açık 'modern' hanım milletvekilleri konu mankenlerinden ibaretmiş. Aralarından yalnızca biri, bakanlığa layık görüldü.

Üç, 58'inci hükümetin kadın/erkek/bıyık oranları eski hükümetlerin bir tıpkıbasımı. En azından estetik anlamda 'farklı' olmadıkları anlaşıldı.

Estetik önemli değil, diyeceksiniz. Haklısınız. Acaba siyasal anlamda farklılar mı? Naçizane bencileyin, Milli Eğitim Bakanlığı'na Prof. Beşir Atalay'ı getirmeye kalktıklarına bakılacak olursa, bu hükümetin

'dincilikle' ilgisi olmadığını çığıranlar, ilk golü yemiş ve ilk yalanlamayı birinci elden görmüş bulunuyorlar. Eski Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Beşir Atalay'ın icraatlarını bilen bilir, ne demek istediğimi anlar. Cumhurbaşkanı'nın vetosuyla Milli Eğitim'i ele geçirmesi önlenen Atalay, artık Devlet Bakanı.

AKP hükümeti, en azından kendi geçmiş ve temeline 'farklılaşmadığını', bence kör olmayana göstermeye başladı.

Kalıyor geriye, İslami demokrasi sentezini başarıp başaramayacağı. Bu konuda halen, henüz yalnızca estetik bir umut var: Bıyıkla idare ediyorlar, sakal bırakmıyorlar. Ama bir de tehlike var: 'Gül' kokluyorlar. Dün Hürriyet gazetesinde Abdullah Gül'ün, 'dikensiz bir gül' koklarken fotoğrafını gördüm, seçim sırasında Tayyip Erdoğan'ın da gül falan attığını hatırladım ve birden bire... Korkuyla ürperdim.

Çünkü tarihte, gül koklayan bir başka bıyıklı (ve sakallı) Fatih Sultan Mehmet'in sonu, bir iddiaya göre pek iç açıcı olmadı. İslamcılar yine duvarlara tırmanacak, yine sülaleme sövecekler ama gerçek değişmeyecek: Fatih Sultan Mehmet'in annesi, Hıristiyandı. Belki de bu yüzden, dini mutaassıp olmayan Fatih, İtalyan Bellini'ye portresini yaptırmakla yetinmeyip bir de Meryem ikonası ısmarladı kendisine ve ömrünün sonuna kadar üstünde taşıdı ikonayı. İkona neyse ne, ama bakın, gül düşkünlüğü daha önemlidir Fatih'in. 1475-1480 yıllarında yaşayan Sinan Bey'in elinden çıkan güllü portresi, halen Topkapı Sarayı'nda sergilenmektedir.

Neden gül önemli derseniz, kırmızı gül, Hıristiyanlığın sembolüdür,

İsa'nın kanını simgelemekle kalmayıp, o kanı akıtan haç anlamına da gelmektedir düpedüz. Umberto Eco'nun Katolik Kilisesi'ni konu ettiği kitabına 'Gülün Adı' başlığını koyması boşuna değil, Fatih de 'tesadüfen' gül koklarken resmini yaptırmış değildir.

Buraya kadar gerçeklerden söz ettik: Fatih Sultan Mehmet Hıristiyanlığa pek de yabancı değildi. Bir de ciddi tarihçilerin ileri sürdükleri iddia var: Fatih, Hıristiyan dinine geçmeye karar verdiği için zehirlenerek öldürülmüş olabilir.

Sakın bizim İslami/demokratik sentez hükümeti; gül koklar, AB kapılarına seferiyiz diye oruç tutmaz namaz kılmazken, ipin ucunu kaçırıp 'hırislami' bir demokrasi sentezine ulaşmasın?

Yeni hükümeti 'ılımlı ılımlı' diye alkışlayanların bundan rahatsız olacağını hiç sanmıyorum. Çünkü onların Allah'ı, para. Dinleri piyasa. Gerisi fasarya. Budist bile olurlar gerekirse. Ama ekonomide kapaklanırsa, yandı gülüm keten helva, bu bıyıklı hükümeti kimse kurtaramaz.