Özgürlük
Radikal · 22 Kasım 2002
Ağzından salyalar akan kompleks kuduzu bir fanatik sürüsüne karşın, benim okurlarımın ezici çoğunluğu, ister dindar olsunlar ister dinsiz, kafası çalışan, mangal gibi yürek ve sağlam omurga sahibi, edepli ve terbiyeli insanlardır. Onlarla gurur duyuyorum. Azgın ve karanlık bir azınlığın şeriatçı internet sitelerinde bir numaralı din düşmanı ilan edilmek, umurumun teki değil. Benim umurumda olan, kalemime 159.'dan 31 yıl hapis istendiği yıllarda, yani geçen yıla kadar, 'fikir özgürlüğü'mü savunarak beraatıma yönelik mütalaa veren bir savcıdır! O savcı ki, kimseye göstermeden günde beş vakit namazını kılar, orucunu tutar ve Kuran'ı en derin anlamıyla hatmetmiş, yaşam biçimine uygulamıştır.
Bu büyük insanın nasıl yürekten inançlı bir dindar olduğunu, dine karşı eleştirel yazılar yazan naçiz yazarınızın yargılandığı tüm davalarda beraat mütalaası verip başka bir mahkemeye tayin edildikten sonra öğrendim. Onu hiç unutmayacağım. Tüm fikirlerin özgürlüğünü savunan böyle bilge dindarların, başımın üstünde yeri var, örneğin aziz dostum Prof. Hüsrev Hatemi, önlerinde saygıyla eğilmeye, ömrümce sırtımda taşımaya hazırım, hepsini.
Çok efendi, çok terbiyeli bir üniversite öğrencisi okurum, taze bahar kokan bir merakla: "Benim varlığına inandığım cennet ve cehennem için siz yok diyorsunuz. Ama ya ben haklıysam, inkârınızla cehenneme gitmekten korkmuyor musunuz?" diye öyle tatlı sormuştu ki, ben de tatlı tatlı yanıtlamıştım: "Bak şimdilik burada yaşıyoruz. Ve ben çok mutluyum, çünkü korkulardan özgürüm, hiçbir işi cennete cehenneme giderim diye ödül ya da ceza düşünerek yapmıyorum, vicdanım temiz, içim de rahat, senin de öyle mi?"
Genç adam dudağını ısırdı, başını salladı ve uzaklaştı. Anlamıştı.
Türkiye'de birilerinin birilerine, inanç, vicdan ve fikir özgürlüğünün tek yönlü olmadığını, nalıncı keseri gibi sürekli aynı dine, İslamiyet'e yontulan özgürlüğe özgürlük denilmeyeceğini anlatması gerekiyor.
Özgürlük ve demokrasi, Müslüman mahallesinde salyangoz satanı da rahat bırakmaktır. Berlin'de, Kopenhag'da camii kurulduğu gibi, Büyükada'daki Ruhban Okulu'nu da açmaktır. İslamiyet'i seçen Hıristiyanlar nasıl alkışlanıyorsa, Hıristiyanlığa geçen Müslümanlar da horlanmamalıdır. Avrupa'nın göbeğinde barışçı İslamiyet propagandasına, imamlara, hocalara nasıl ifade özgürlüğü veriliyorsa, Anadolu'nun bağrında dolaşan misyonerlere de aynı ifade ve propaganda özgürlüğünü tanımak, oraya buraya ihbarla 'bölücü' ilan etmemek gerekir. Ve tabii, tüm dinsel inançları, hatta bizzat din kavramını sorgulamak, eleştirmek, kuşku belirtmek ve inanmamak da vicdan özgürlüğünün hası, fikir özgürlüğünün ta kendisidir.
Geçen hafta Lozan'daki 'Hebdo' mizah dergisinde bir karikatür yayımlandı.
'Türkiye'deki seçimleri ılımcı İslamcılar kazandı' başlıklı bir haberi resimleyen karikatürün üstünde, 'Neyse... Ilımlılarmış!' yazıyor ve altında bir müezzin ezanı şöyle okuyor: 'Allah orta karar ekber!'
Fransızlar çok gülmüş olacaklar ki, Marianne dergisi de 'Haftanın Deseni' seçip koymuş karikatürü. Şimdi sorarım size, bu karikatür Türkiye'de yayımlanabilir miydi? Haydi yayımlandı diyelim, o çizere ne küfürler edilmezdi ki? Zaten Lozan'a bile yetişeceklerine eminim. Oysa özgürlük, hiç kuşkusuz gülmekle başlıyor. Gülene ve güldürene, küfrederek değil gülerek ve güldürerek karşılık vermek ise demokrasi demek.
Türkiye gülümsemeyi, gülmeyi öğrenmeden, isteyen istediği yasayı çıkarsın, ne özgür olabilir ne de demokrat!