Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Vino Verita

Radikal · 23 Kasım 2002

Mine G. Kırıkkanat

Feylezof Pline, "İnsanoğlu, susamadan içen tek hayvan olmaklığı şaraba borçludur," demiş çağımızdan tam on dokuz yüzyıl önce. Bavyeralılar, "Eğer şarap içersen iyi uyursun, iyi uyursan günaha girmezsin, günaha girmezsen cennete gidersin," diye şarkı söylermiş. Japonlar, temkinliymiş: "İlk kadehte adam şarabı içer, ikinci kadehte şarap şarabı içer, üçüncü kadehte şarap adamı içer!.." İspanyolların, "Şarabın iki kusuru vardır: Su katılırsa soysuzlaşır, su katılmazsa içeni soysuzlaştırır," saptaması İber Yarımadası'nın muhteşem bir şarap ülkesi olmasını engellememiş.

Adını şarapla özdeşleştiren Fransa halkı ise, içtikleri iksire dinsel tınılar eklemiş, "İyi şarap içen Tanrı'yı iyi görür" demekle yetinmemiş ve tüketimini: "İsa şarabı suya değil, suyu şaraba dönüştürdü!" deyişiyle desteklemiştir.

Kasım ayının üçüncü perşembesi, Fransa'da bir halk bayramıdır. Çarşambayı perşembeye bağlayan gece yarısı, ne bir dakika eksik, ne bir saniye fazla, saat tam 24.00'te, ellerinde boş kadehlerle bekleyen milyonlarca Fransız'ın hançeresinden bir "Ahhh!" yankılanır ve yılın Yeni Beaujolais şarabı önce kadehler, ardından damaklarla buluşur. Ama Yeni Beaujolais kutlamaları perşembe gecesi doruğa varır. Masaların, iskemlelerin kaldırıldığı tüm meyhanelerin kapıları açıktır. Bistroları dolduran insanlar sokaklara taşar, ellerde kadehler kaldırım sohbetleri başlar, kimse yemek yemez, şarap içilir, akordeon çalınır, eski Fransız şarkıları söylenir.

Yeni Beaujolais bayramının icadıyla benim doğduğum yıl (söylemicem işte! Bilen bilir...) çakıştığından, iki elim mürekkepte olsa kaçırmam! Perşembe akşamı, yanıma Ali Arif Ersen'i alıp gittim taze şarabı tatmaya. Yanıma dediysem, sevgili dostum Ali Arif gönlümde, kitabı ellerimdeydi.

Tomris Uyar'ın ince usta kaleminden 'Güzel Yazı Defteri' (YKY,2002), Ali Arif Ersen'in özgün resimleriyle bezenmiş, göze ziyafet bir 'çoksesli' anlatı.

Biliyorsunuz son yıllarda, yeni bir sanat, daha doğrusu zanaat türedi. Heykel (yapamayan)tıraşlar, 'asamblaj' yapıyor, Öztürk Serengil'in ruhu şad oluyor tabii de, sanatın ruhu da abidik gubidik kelaj durumajlarda. Tiyatro dekora(yapamayan)törler ve resim özürlü ressamaj taifesi ise, elektrik bağımlısı bir 'san'at' icat ettiler: 'video act' ve 'enstalasyon'. Elektrik kesilince görünmez olan, prizli ve pilli sanat! Prizden pilden çekince seyredilemeyen, müşterisi olmayan, zaten esasta 'yok' eserler üretiyorlar. Üç tane boş (tabii ki markalı) kutu, iki adet pantalon (tabii ki markalı), bomboş bir san'at (!) galerisinin ortasına sanatsal bir estetikle yerleştiriliyor, al sana sanatsalsalak bir sergi. Sanatsalsalak olsan bile, alsan alamazsın, satsan satamazsın. Hele koleksiyon yapmaya hiç kalkışmayın, çünkü sergiyi sergilendiği alanla birlikte götürmeniz gerekiyor. Ama bakın, o bira, kola markalı boş kutular, o pantolonları üreten firmalar var ya, işte o firmalardan alınan 'sponsoring'ler, sanatçıları da ihya ediyor, galericiyi de. Para yapılıyor sizin anlayacağınız, GERÇEK sanattan ise işkembe olmadığı zaman, dalak böbrek.

İşte Ali Arif Ersen'i, bunlardan değil, esas, asıl, sahici ve gerçek sanatçı olduğu için severim. Bence Türkiye'nin en iyi ressamlarından biridir.

Yeni Beaujolais bayramının üçüncü kadehinde, açtım Tomris Uyar'ın Güzel Yazı Defteri'deki o güzelim suluboyalı tahta iskele resmini, yürüdük denize. Dördüncü kadehte Ali Arif'in çini mürekkebi kayığına bindik. Sayısı tutulmayan bir kadehte artık, ayaklarımızda suluboya, kurşun kalem ve tabii karışık teknikte 'palet'lerimiz, Beaujolais enginlerinin keyifli derinliklerine inmiştik. Sonunda Tomris Uyar, sakladığı piyango pusulasını çıkardı kitabın zulasından, hesap sandık, değildi: Kazanan iki numaralı Yaşar beyin şerefine iki kadeh daha içtik! Bistro dostlarım, pek sevdiler bu kitaba yolculuğu.

Söz verdiler, gelecek yıl bir Yeni Beaujolais şişesinde, bir Boğaz kayığına binecekler yine.

Yine çok içecek ve iyi uyuyacak ve günah işlemeyeceğiz, demek!