Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Fırsatçılık ve gerçek fırsat

Radikal · 29 Kasım 2002

"Tepenizde hangi tanrı duruyorsa, ona tapmak gerekir."

(G.C.Lichtenberg, 'Aphorismen', 1799)

Türkiye'de benim kuşağım, peşine takıldığı, takılmasa bile dinlediği gençlik liderlerinin 'Oportünist olma!', 'Demagoji yapma!' uyarılarıyla büyüdü. Oportünizm ve demagojinin tam olarak ne anlama geldiğini bilmez, ama çok kötü şeyler olduğunu hissederdik. Acılı bir kuşaktı. Liderleri öldürüldü. İzlerinden gidenler süründürüldü. Aralarından yalnızca, demagoglarla oportünistler kurtuldu. Zaten Türkiye'nin gerçeği buydu: Düzeni değiştirmek ve kısırdöngüyü kırmak için yola çıkılır, sonunda demagog ve oportünistleri aynı düzen ve kısırdöngü kurtarır, ötekilerin de başı ezilirdi.

Öyle böyle bugünlere geldik. İktidar koltuklarını da hep ve hâlâ demagog oportünistlere teslim ediyoruz. Ve karşılarına geçip, 'Demagoji yapmayın, oportünist olmayın!' diye bağırıp duruyoruz. Bir anlamda, ayının ayılık yapmamasını bekliyor, umuyoruz. Oysa ayı ayı, elbette yapacak ayılığını.

Sen adam olup, ayıyı seçmesene!

Ayı gibi ayıyı seçmemek kolay. Ama demagog ve oportünist bir ayıyı seçmemek zor. Çünkü dayı gibi yapıyor bir, demagog ve oportünist olmayanı yok iki!

Peki Türkiye, gençler için açıklıyorum, fırsatçılık demek olan oportünizm ve halkı hoşuna giden ucuz yalanlarla kandırmak anlamına gelen demagoji yapmadan yönetilebilir mi? Politikanın ta kendisi, toplumun hoşnutsuzluklarını fırsat bilip tutulmayacak sözler vermek değil midir? Ya demokrasi? Geniş genelin eğilimlerine fırsat verecek olan çoğu uyduruk vaatlere göre yönetici seçmek sistemi, demokrasinin 'öteki' tanımı olamaz mı?

Türkiye'de son 50 yıldır tüm seçimlerin galibi, oportünizm ve demagojidir. Anavatanda durum böyle. Ya 'yavru vatan'da nice?

Son günlerde dönüp duruyorum aynı sorunun çevresinde: Rauf Denktaş'ı en son yeniden, KKTC Cumhurbaşkanı olarak hangi toplum seçmişti yahu? Bugün, Güney Kıbrıs'la barış yapmak için çırpınan, AB'ye birlikte katılmak isteyen, zaten tek umudu da bu olan ve Kofi Annan'ın planını destekleyen KKTC'liler değil mi? Bilmiyorlar mıydı Rauf Denktaş'ın kim olduğunu, neyi nasıl yaptığını, dolayısıyla yapacağını; oyalamak, dondurmak ve statükoyu korumak piri olduğunu? Pekâlâ biliyorlardı. Zaten şimdi barış, birleşmek ve AB yanlısı olan Kıbrıslı Türkler yeniden seçmedi Rauf Denktaş'ı. Türkiye'den gönderilen, yerleştirilen sonradan olma Kıbrıslı Türkler taşıdılar kendisini, tekrar tekrar iktidar koltuğuna!

Bu tabloda, KKTC'de halkoyuyla işbaşına gelmiş bir cumhurbaşkanı vardır, denilebilir mi? Binlerce göçmeni yerinden yurdundan kaldırıp getireceksin, vatandaşlık ve seçme - seçilme hakkı vereceksin, sonra da Rauf Denktaş'ı halk seçti diyeceksin. Hangi halk? Yerli malı Kıbrıslı Türkler mi, yoksa ithal göçmenler mi?

Yalnız göçmen değil, kendi demokrasi anlayışını da ihraç etti Türkiye, Kuzey Kıbrıs'a. Bugün İstanbul'u, Ankara'yı vb. nasıl Erzincanlı, Erzurumlu, Kayserili, Elazığ ve Diyarbakırlı göçmen milletimin vekilleri temsil ediyorsa; KKTC'li Türklerin kaderini de Anadolulu göçmen/seçmenler belirliyor.

Ancak KKTC'deki demokraside artık oportünizm ve demagojinin pili bitti. Türkiye'nin sözümona 'milli çıkarları'na göre yapılan kof vaatler ve fırsatçılık çalışmıyor artık. Çünkü ortada GERÇEK bir fırsat var: Güney Kıbrıs'la barışarak AB'ye birlikte girmek.

Keşke Türkiye'ye de böyle bir şans verilse. Ama korkarım, demagoji ve oportünizmin defteri dürülmeden, yakalanmıyor gerçek fırsatlar.