Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Huşu ve saygı

Radikal · 4 Aralık 2002

Leylei Kadir, İslamiyet dininin 'bin aydan daha hayırlı bir gece'si,

Kuran'ın en üst semadan dünya semasına bütün olarak indiğine inanılan kutsal gece. Müminlerin 'huşu' içinde geçirmeleri gereken, yani Tanrı'ya sessiz ve dingin bir saygıyla boyun eğdikleri bir an, bir zaman. Geçen pazar, tüm İslamiyet dünyasında olduğu gibi Türkiye 'âleminde' de Kadir gecesiydi.

Alexandre Dumas'nın ise 200'üncü doğum yıldönümü. Alexandre Dumas, kilisenin sonradan ilan ettiği azizlerden bile değil. Sıkı bir Fransız cumhuriyetçisi, bir büyük yazar. Yazdığı 600 cilt kitap ve yarattığı 37 binden fazla roman kahramanı, dünyada uyandırdığı ilgi ve milyonlarca hayran kitlesine rağmen, ulvi sayılmaz. 'Üç Silahşorlar', 'Monte Cristo Kontu', unutulmaz, muhteşem insanlık öyküleri, o kadar.

Hırkai Şerif Camii, 1850 yılında Abdülmecit tarafından yaptırılmış bir ulu cami. İçinde Hırkai Saadet Dairesi var. Hz. Muhammed'in hırkasını barındıran mahfaza, her ramazan ayında olduğu gibi ziyarete açıldı ve Kadir Gecesi, binlerce Müslüman camilere dağıldı, binlercesi de kutsal emaneti görebilmek, daha doğrusu önünden geçebilmek için bu camideydi.

Pantheon, Paris'in simgesi Aziz Genevieve'i kutsamak için yapımı 1780'de biten bir kiliseydi. Fransız Devrimi sırasında 'sivilleştirilerek' ülkenin büyük adamlarının anıtkabri ilan, 1806'da yeniden kiliseye iade edilip 1870'te sivile geri alınarak, 1885 yılında Victor Hugo'nun buraya defniyle

Fransız Cumhuriyeti'nin laik tapınağı payesine erişti. Geçen cumartesi gecesi, Alexandre Dumas'nın 200 yıllık naaşı, törenle Pantheon'a getirildi ve tabutu, sevenlerinin ziyaretine açıldı.

İslamiyet'in kutsal kitabının gecesinde, Hırkai Şerif Camii'ne akın eden müminler, avluyu balık istifi doldurdular. Öyle doldurdular ki, itiş kakış içinde ayılanlar, bayılanlar oldu. İzdihamda kimi giysilerini kaybetti. Bir görevli, uzun süre: 'Bu terlik kimin?', bir diğeri 'Bu manto kimin?' diye haykırdı durdu. İtme, dürtme, ihtarları ve kapıyı tutan nöbetçilerle ağız dalaşı sonunda içeri girebilenler, 'Değer, değer' diyerek gözyaşları içinde, başı sarıklı birkaç din adamı (herhalde imam) tarafından çevresi sarılıp önüne zincir çekilen kutsal emanet mahfazasının önünden, bu kez insan teri denizinde yol alan balık sürüleri gibi karışık düzende akmaya başladı. Kimi mahfazaya dokunabilmek için hamle ediyor ve eli görevli imam tarafından itiliyor, mahfazaya ulaşamayan kimi zinciri okşayıp öperek geçiyordu. Kuşkusuz tarikat müridi genç bir çocuk, trans halinde önce sarığı kaymış kafasını, ardından gövdesini zincirden öteye kaydırmayı başarınca, iki-üç imam bir olup geri püskürtülebildi ancak.

Fransız Cumhuriyeti'nin tapınağı Pantheon önünde ise Alexandre Dumas'ya saygı ziyareti için toplanmıştı insanlar. Yazarın tabutu içeride, dev kubbenin altında yüksek bir kaideye yerleştirilmişti. İki yanında iki tören alayı askeri, atkuyruğu ile süslü çelik miğferleri, gösterişli üniformaları ve uzun kılıçlarıyla nöbet tutuyordu. Resmi tören az önce, bembeyaz bir atın üstünde Fransa'nın cumhuriyet ilahesi, kırmızı Frigya başlıklı Marianne'ın geçişiyle bitmişti. Marianne'ı canlandıran güzel kız, zenci kırması olan Alexandre Dumas'nın anısına kara deriliydi. Ve ziyaretçiler, kimi çocuklarını ellerinden, kimi de ellerinde Dumas'nın bir kitabını tutarak, sessizce, saygıyla, 'büyük adam'ın tabutu önünden akmaya başladılar. Hiçbiri tabutun üstüne atlamaya kalkmadı. El sürmeye çalışmadı. Kimse kimsenin üstüne çıkmadı, itmedi, kakmadı. Ayılan bayılan, bağıran çağıran ve ağız dalaşı yapan olmadı. Tek sıra halinde ilerlediler ve tabutun önünden geçerken her biri başını hafifçe eğerek selamladı Dumas'yı: Tam 20 bin kişiydiler!

Biri ulvi ve ilahi bir törendi, diğeri uygar ve dünyevi. Karşılaştırılmaz demek kolaycılık ve ucuzluk olur. Türkiye'de Kadir Gecesi, öyleydi. Fransa'da Dumas gecesi böyle. Birinde İslamiyet'in kutsal kitabı Kuran, ötekisinde insanlık hali 600 kitabın yazarı anılıyordu. Birinde huşu olmalıydı, ötekisinde saygı. Varın siz karar verin, hangisinde huşu vardı, hangisinde saygı!