Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

ABD’ye girsek?

Radikal · 11 Aralık 2002

Çıkmayan karardan umut kesilmez ama, gidişat yarın Kopenhag'da Türkiye'ye karşı bir büyük haksızlık 'daha' yapılacağını ve tarih diye gelmez ayın son çarşambası, 2005 yılının verileceğini gösteriyor. Böyle olacağını defalarca yazmama karşın, doğru öngörü ne hayal kırıklığını önlüyor, ne umudu kırıyormuş meğer, tarih verileceğini sananlar kadar üzüleceğim sonuca. Daha da kötüsü, bu sözleri yazarken bile bir mucize bekler gibiyim.

Türkiye hakkında şimdilerde moda deyim 'Truva Atı' yorumu, bu sütunda ilk kez 2.07.2000 tarihli 'ABD ile sohbet' başlıklı yazıda yayımlanmış. Zamanın Paris'teki Amerikan Büyükelçisi, Clinton'ın yakın dostu Felix Rohatyn'e: "Sakın ABD, Türkiye'yi bir Truva Atı olarak sokmak istemesin AB'ye?" diye sormuşum. "Öyle ya, Türkiye AB'ye girerse, parlamentosunda nüfusuna orantılı 65-70 milletvekili olacak. ABD'nin sesi İngiltere'yle birlikte AB parlamentosunda en çok milletvekiline sahip bir Amerikan korosu oluşturulabilecek... Rohatyn, gülerek: 'Truva Atı nedir, bilmiyorum,' diye yanıtladı..." yazmışım.

Oysa Macar asıllı büyük kültür adamı ve ABD büyükelçisi Rohatyn, bal gibi biliyordu Truva Atı'nı ve inkârı, saptamadaki doğruluğun kanıtıydı. Kendisiyle Avrupalı meslektaşlarımla birlikte yaptığımız sohbet sırasında, Felix Rohatyn, ABD'nin ilginç bir önceliğini: "Avrupa, bizim için geri kalan tüm dünyadan daha önemlidir!" diye vurgulamıştı. Ama bu öncelik, Bill Clinton döneminin politikasıydı. George W. Bush'la aynı konumu sürdürüyor mu, yoksa küme düştü mü, bilmiyorum. Ancak...

ABD'nin Türkiye'ye AB nezdinde verdiği 'aşırı' desteğin, yarınki tarih hezimetinde büyük rol oynadığını ve Amerika'nın Türkiye'nin kaşını Avrupalı yapayım derken, gözünü çıkardığını çok iyi biliyorum!

Türkiye'nin bir gün, gerçekten AB üyesi olacağını inanılır ve güvenilir kılacak bir müzakere tarihi verilmesine karşı çıkan Avrupalı ülkelerin, şimdiye kadar oyalayıp yumurta kapıya gelince çark etmelerinin neden ve niçinlerini sıralamak kolay, onaylamak imkânsız. Ortada hem usulsüz, hem haksız bir yaptırım var. Üstelik sonuçlarına salt Türkiye değil, kendileri de katlanacak. Bilmiyor değiller: Türkiye'siz bir AB var olabilir, ama Türkiye'yi karşısına alan bir AB çok kırılganlaşacaktır. Ticari kaybın yanı sıra, Avrupa'ya yönelik kaçak göçmenleri durdurmayan, uyuşturucu kaçakçılığını önlemeyen bir Türkiye tehlikeli bile olabilir! Yarın bizi kapı dışına iten bir AB, bütün bu olumsuzlukları göze almış demektir. Demek ki Türkiye'nin hem de illaki hemen olsun diye bile diretilmeyen üyeliğini, yani dostluğunu, dışlanmışlığı ve düşmanlığından daha tehlikeli buluyor adamlar. Niye?

Çünkü Türkiye'nin arkasındaki 'dayı', işbu kart hamiline AB üyeliği isteyen ABD'yi istemiyorlar. Sonucu belki değiştirmezdi, ama Türkiye'nin, hem de yıllardan beri Amerikan anahtarıyla AB kapılarını açmaya çalışması,

bence yaptığı en belli başlı hata oldu.

Türkiye'de, güya AB uzmanı pek çok bilgiç ve yazgaç, Avrupa Birliği'nin temelinde ABD'ye karşı toplu bir güç oluşturmak, bir rekabet fikrinin varlığını ya hiç bilemediler, ya unutmayı tercih ettiler. Oysa bugün Türkiye hariç dünya piyasalarında Amerikan Doları'nı geride bırakan EURO'nun ana fikri, özü bu rekabet ve boy ölçüşme değil mi? Daha dün bile Türk gazetelerinde, 'Sam Amca bastırıyor,' diye yazanlar ve Tayyip Erdoğan'ın Bush görüşmesine AB umudu bağlayanlar vardı. ABD yönetimi 'Türkiye!' diye bastırdıkça, Türkiye karşıtlarının büsbütün ifrit olduğunu göremediler bir türlü.

Acaba AB yerine ABD'ye girmek isteseydik, alır mıydı Amerika? Acaba ABD'nin alacağını düşünerek mi istemiyor AB, Türkiye'yi koynuna?