Aramızdaki hainler
Radikal · 13 Aralık 2002
Bugün Kopenhag zirvesinden Türkiye için çıkacak karar, işimize gelse de bir mucize, gelmese de. Mucize, çünkü AB ister yeşil ışık yaksın ister kırmızı, Türkiye'nin ağırlığını böylesine baskın biçimde algılamamıştı, şimdiye kadar. Mucize, çünkü Türkiye öylesine düşman, öylesine haince kuşatmaları yararak geldi oturdu zirveye. Üstelik en yırtıcıları, en alçakları dış değil, iç düşmanlardı. Bakın nasıl:
Yakın tarihimiz, 40 yıl süren ve Batı demokrasilerine Türkiye'yi yerden yere vurmak olanağını veren olaylarla dolu. Askeri darbeler, PKK ile savaş, işkence, yolsuzluk, insan hakları ihlalleri, Yunanistan'la çekişip kapışmalar, daha uzak bir tarihten gelen Ermeni diasporası düşmanlığıyla birleşince, özelinde ABD dahil, genelinde Avrupa entelijensiyası ve dolayısıyla kamuoyunda, 'Türkiye'yi yermek' eğilimini yerleştirdi. Başka bir deyişle, 'politically correct' olabilmek için Türkiye'yi yerden yere vurmak gerekiyor, koşullar değiştikten, pek çok alanda iyileşme sağlandıktan sonra bile Türkiye'yi korumaya kalkanlar 'besleme' damgasını yiyorlardı. Milyonlarca Türk vatandaşı, Avrupa ülkelerine kapağı atabilmek, bir yer tutabilmek için bu aşağılık ve aşağılayıcı yemliğe yumuldu. Toplum tabanından gelen kaçak göçmenlerin büyük bölümü, kendilerini işkence görmeden işkence görmüş, Kürt olmadan Kürt, cahil köylü 'siyasal sığınmacı', elin serserisi 'aranan örgüt üyesi' olarak yutturdu, çünkü Avrupa bunlara 'demokrasi kurbanları' olarak maaş bağlıyordu ve bağlıyor hâlâ. Peki toplum tavanından gelen KİMİ açıkgöz yazgaç çizgeçler, farklı mı davrandılar? Hayır. Öylesine kolaydı ki Türkiye'yi satarak, arkasından vurarak yazı, kitap bastırmak, hatta makam sahibi olmak... Türkiye'yi korursanız çok zor, hatta olanaksızdı
'politically correct' entelijensiya tarafından önemsenmek. Ama yererseniz, bütün kapılar ardına kadar açılıyor, ilgiyle izleniyordunuz. Hâlâ öyle. İşte size son örnek:
Bu sütunu düzenli izleyenler bilir, Erol Özkoray diye bir 'iş' adamı, 1997 yılına değin Türkiye'nin tüm Avrupa'daki tanıtım ihaleleriyle beslendikten,
hatta bu 'iş' sayesinde Paris'te bir şirket kurduktan sonra, yolsuzluk soruşturmaları dolayısıyla Turizm Bakanlığı'yla 'hortum' ilişkisi kesilip mahkemelik olunca, Türkiye düşmanı kesildi ve kendisine bu düşmanlığını taltif etmek için önerilen 'siyasal sığınma' hakkını, ticaret yapamayacağı gerekçesiyle reddettiği Fransa'da TC vatandaşı tüccar olarak ikamet ediyor. Son marifeti, eski Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu'nun fotoğrafını, Saddam gibi diktatörlerin yanı sıra, 'Türkiye'deki basın özgürlüğü avcısı, leş yiyici hayvan (predateur)' hakaretiyle Saint Lazare Garı'nın zeminine ayaklar altına seren Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü RSF'e karşı açtığı davada, bu örgütün TSK değil, tüm devlet aleyhine ileri sürdüğü ithamları yazılı tanıklıkla doğrulamaktı. Türkiye düşmanı Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün tanığı olup, vatanına küfretmek ne sağladı kendisine biliyor musunuz? Ne tesadüf davanın ikinci duruşmasının yapılacağı gün ve Kopenhag zirvesi arifesinde, RSF'in aracılığıyla Liberation gazetesinde, hem de Deniz Baykal'ın Türkiye lehine makalesinin tam karşısında iğrenç bir yazı yayımlamak olanağını. Kopenhag zirvesi öncesinde, iktidarın muhalefetin, hükümeti tutanın tutmayanın, Türkiye'nin geleceği için elbirliğiyle almaya çalıştığı AB müzakere tarihi konusunda; bakın neler diyor, kendisini Fransa'ya 'demokrasi havarisi' olarak satan Erol Özkoray, 'vatan'ı hakkında:
"...Avrupa Birliği, bu eski kıta düşmanı, uluslararası İslamcılara (iktidarı kastediyor) kendisini teslim etmeli midir? Bu otoriter (asker diktasından söz ediyor), oligarşik, şimdi de İslamcı Türkiye, Kopenhag'da müzakere tarihi almayı hak etmiyor. Bu İslamcıları ne yapıp edip izale etmeli, bu demokrasi ve laiklik düşmanlarına kesinlikle kurumsal ve siyasal destek verilmemeli. İslamcıları reddetmek, Türkleri demokrasi yolunda desteklemektir. Tersi, alaturka Humeyni'leri güçlendirmek ve BİZİ geleceği olmayan bir ülkeye mahkûm etmek olur."
Size yarım gazete sayfası bir kini özetleyen, son satırları aktardım, daha neler var neler. Türkiye'deki seçimlerin ve hükümetin meşru olmadığını bile savunuyor hazret. 'Bizi' diyor üstelik utanmadan, sanki onun gibileri bizden olabilirmiş gibi.
Kıvrıkoğlu davasında, kimse lehine ya da aleyhine tavır almak gibi bir niyetim yokken, salt RSF'ye yamanan bu adamın gerçek yüzünü ortaya koymak için, ben de taraf oldum ve mahkemeye gerçek Türkiye'yi anlatan bir tanıklık verdim. Yarın bu tanıklığı yayımlayacağım.