‘Üç parmak’ dağları
Radikal · 22 Aralık 2002
Türkler, Ergenekon Vadisi'ndeki demir dağları boşuna eritmediler, sevgili okurlar. Türkler, yani o sırada Göktürkler, dört yüzyıl süreyle çoğalıp (çoğalmakta üstlerine yoktur, bir koyup beş alırsınız zaten) sığamadıkları Ergenekon'dan çıkamayınca, belki bilmezsiniz diye söylüyorum, bir demircinin demir leblebi aklına takılarak dağın geniş bir yerine, bir kat odun, bir kat kömür (kömürden de haberleri vardı Göktürklerin, büyük ihtimalle odun kömüründen tabii...) yığınağı yaptılar. Sonracığıma, yetmiş deriden yetmiş körük imal edip yetmiş ayrı yere kurdular. Bir kat odun, bir kat kömür ateşini hep birlikte körüklediler. Dağ erimeye başlayıp yüklü bir devenin geçeceği kadar delik açılınca, Ergenekon Vadisi'nin dışına çıktılar ve o güne değin onlarsız bir huzur içinde yaşayan dünyaya dağıldılar!
İşte bu yüzdendir ki, 1970'li yıllarda solcuları MİT'e ihbar etmek için yarışan 'sayın muhbir vatandaşlar', ülkücü hislerle bağlı oldukları kurumla yaptıkları telefon görüşmelerine: 'Burası ocak, körüğü arıyor!' ya da 'Demir tavında, örsü bekliyor!' gibi parolalarla başlarlardı. Demircilik mesleği, istihbarat tarihimizde nasıl kutsal bir yer tutuyorsa, toplumumuzda 'dağ eritmek' zanaatı da Ergenekon deneyimiyle gelişen bir alışkanlıktır.
Türkiye'nin fetih tarihinde hep eritilen dağlar vardır. Meğer sonuncu fethimiz Kıbrıs'ta da dayanamayıp ikinci bir Ergenekon efsanesi yazmışız da, haberimiz olmamış. Ben de Kıbrıslı bir Türk okurumdan öğrendim. Bakın neler anlatıyor, kafası tarihsel genetiğimize basmayan genç kızımız:
"Kuzey Kıbrıs'ta Beşparmak isimli sıradağlarımız var(dı). Zaten bu dağımız da olmasa, Kıbrıs düz bir ovadan ibaret olurdu. Ama herhalde bu da bizim oportünistlere (fırsatçılara) fazla gelmiş olacak ki, beş-altı yıl önce büyük bir yangında zaten adada az olan yeşil dokunun büyük bölümü yok oldu, Beşparmak kel kaldı. Ama yangın yetmedi, şimdi insanlar keçilerin ormanları kemirdiği gibi dağı kemiriyorlar. İnşaatlarda kullanılan kumlar, bu dağı dinamitleyerek elde ediliyor ve öylesine bilinçsiz bir yağma ki bu kum çekme, Lefkoşa-Magosa yolunda giderken üç farklı yerde dağı oluşturan tepelerden birinin tümüyle yok olduğunu görmek mümkün. Diğer iki tepenin silueti değişti, birkaç yıl içinde dümdüz olacaklar. Bu tepelerden bir tanesi, tam da sıradağlara ismini veren 'beş parmak' bölümü. Yani çok yakında, dağın ismi kalacak, cismi yok olacak. Kısacası biz Türkler, politika, ekonomi ve sosyal düzen imha yeteneğinde edindiğimiz bilgi birikimini, sonuçları daha kalıcı doğa üzerinde uyguluyoruz artık. İşin en ilginç yanı, ne Türkiye ne de Kıbrıs'ta basın ya da çevrecilerin konuya ilgisizliği..."
Adı bende saklı sevgili okurum, sevgili okurlar, ben kendisini çok sevdim, ama hem cahil, hem nankör. Genç olduğu için Ergenekon geleneğimizden haberi yok. Masum olduğu için, keçi Asena ve dağları delen milliyetçilerimizin özünden. Türkiye, Kuzey Kıbrıs'a, yakın zamana kadar kurt sanılıp aslında keçi olduğu anlaşıldığından beri pek ulumayan Asena'lar ve demirciler gönderdi. Birinci amaç, Türk nüfusu çok göstermekti. Ancak göçmen kara Türkleri, yerleşik deniz Türkleriyle pek uyuşamadılar ve bildiklerini okumaya devam ettiler. Ne biliyorlardı peki? Herhalde balık tutmayı, şiir yazmayı ve yaşamayı değil. Hele ticaret, ekonomi falan hiç değil. Onlar, keçi Asena olarak ormanları yakmayı, Ergenekon'cu olarak dağları dinamitlemeyi bilirlerdi. Zırnık üretmemekle kalmayıp, var olanı imha etmeyi başardılar.
Üstelik, yangın yerine kazık kaktılar. Utanıp çekilmiyorlar.