Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

‘Arkayargı’

Radikal · 25 Aralık 2002

Biz Türkler, güneşin doğduğu yerden başlayıp battığı yere kadar tüm dünyanın hakkımızda 'önyargılı' olduğuna inanırız. Oysa adamlar belki de önyargılı değil, 'arkayargılı'dır hakkımızda? Hatta mantıklı düşündüğümüzde, gösterdiğimiz vitrini saymadıklarına ve göstermediğimiz arka bahçeyle ilgilendiklerine göre, kuşkusuz arkayargılılar. Vitrinde ne gösteriyoruz? Avrupalılıkta kararlı, reformlarda sebatlı, eğitimli ve terbiyeli, takım elbise ve kravatlı, 'küçük' Türkiye'yi. Ya vitrinin ötesindeki 'büyük' Türkiye? Açlık ve işsizliğin insanlıktan çıkardığı, ilkesiz ve umutsuz yığınlar. Para çokluğundan ya da yokluğundan gözü dönmüş cahiller. Çağdaş ve bilimsel olgulara sırtını dönmüş, sorgulamayı kendine yasaklamış ve din dogmalarının tutsağı kara kalabalıklar.

Arka bahçeye bakanlar, ön bahçeye inanmıyorlar tabii.

Arka bahçeyi görmek için, fazla uzağa gitmeye de gerek yok. Televizyon seyretmek yetiyor. Örneğin milli 'Halloween kabağımız' Reha Muhtar'ın, tecavüze uğramış 14 yaşında bir genç kızı aleni linç ettirdiği programın reyting rekorları kırması, arka bahçeyi dolduran Türkler hakkında yeterli bilgi veriyor. Aynı Halloween kabağının, aynı genç kızı hapsettiği otel odasında, program ekibinden olup aleni linçlere alışık ve zaten aleni linçlere koşullanmış Pavlov köpeği gibi şoförün, tecavüz mağdurunun bir kez daha, değişiklik olsun diye 'arkadan' ırzına geçmesi de, medyatik arka bahçemizin cabası...

Ya şoför diye çalıştırdıkları sapığı, polise teslim etmek yerine, 'Kol kırılır yen içinde kalır' diyerek döven, Reha Muhtar programının öteki personeli? Onlar daha mı insan, daha mı uygar sizce?

Yalnız bu sonuncu arka bahçe görüntüsüne, bir de 'namusu mücessem' Fadıl Akgündüz'ü Meclis'e göndermekle kalmayıp, yeniden seçmek için yanıp tutuşan mutena Siirtlilerimizi ekleyin... Ve DYP'ye başkan seçilen Mehmet Ağar'ın mücessel ve mücessem kimliğini. Ve adalet dokunmasın diye milletvekili seçtirilen yolsuzluk şaibeli AKP milletvekillerini. Ve elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Türkiye hakkında önyargıya gerek var mı? Arkayargı yetmez mi?

Aslında ön bahçemiz bile temiz değil. Önyargı bile haklı sayılır, vitrinimiz hakkında. Örneğin, Nilüfer saygın bir sanatçımız. Vitrinimizdeki en parlak elemanlardan biri. Sanatının ötesinde iyi yüreği ve cömertliği de takdir edilesi bir insan. Sahipsiz çocuklar için çabalarını biliyoruz, hatta birini evlat edindi, bağrına bastı. Ne güzel, ne muhteşem. Oysa aynı Nilüfer, Reha Muhtar gibi bir adamla yaşayabiliyor! Bilmem, bir an için milli Halloween kabağımızın ruh hastası bir seyirci kitlesinin önüne, vahşi köpeklerin önüne et atar gibi attığı genç kız, kendi evlat edindiği çocuk da olabilirdi, diye aklına getirdi mi? Annelik duyguları taşıyan bir kadın, böyle bir linç programını izlemek sapkınlığının ötesinde, bir başka annenin yavrusunu bu hallere düşüren bir erkek müsvettesi, bir insanlık soytarısıyla nasıl aynı yastığa baş koyabilir?

Böyle bir yozluğa değilse, neyin karşısında gözyaşı dökebilir? Eski Türk filmlerine mi? Yoksa Di Caprio'nun Titanic aşkına mı? Yoksa filmlerde

insanlık bilincine erişmek, gerçek dramlarda merhamet sahibi olmaktan daha mı kolay?

Türkiye'de 'utanmak' fiilini çekimden kaldırmak gerek.

Birkaç yıl önce Reha Muhtar'ın pespayeliğini anlatıp kendisi hakkında

'Halloween kabağı' tanımını ilk kez kullandığımda, hazretin 'ekibinden' biri, ateşli bir mektup yazıp: "Biz ki size ve yazılarınıza taparız, şiddetle kınıyoruz, ne yapalım? Aç mı kalalım? Reha Muhtar bizim ekmek kapımız!" diye protesto etmişti. Kendisine şöyle bir yanıt verdim: "Sizin yerinizde olsam, acımdan ölür, yaptığınız işi yapmazdım!"

Hâlâ aynı yerdeyim. Fikir değiştirmedim. Çünkü Dr. Mengele de asistanlarına çok iyi davranır, zoraki müşterileriniyse doğrardı!

İnsanlık bilinci, açlığı, işsizliği göze almadan gelişmez. Başka türlü de insan olunmaz zaten. Ben hâlâ, erdemlerden taviz verilmeden de başarılacağına inananlardanım. Ama düşüncemde yanıldığım ve başaramadığım gün de, aç kalmaya hazırım. Çünkü geçmişte kaldım, ölmedim, ayaktayım. Artık açlıkla, işsizlikle korkutamazlar. Fark, burada.