Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Biggest Brother (1)

Radikal · 27 Aralık 2002

Savaşa sürüklenmek deyişi, yaşadığımız günlerde tam anlamıyla Türkiye'nin acınacak durumunu yansıtıyor. Eli kolu Dünya Bankası ve IMF'yle bağlı ülkemiz, borçlar yüzünden 'Hayır!' diyemediği ABD tarafından Ortadoğu'da sonu belli olmayan bir savaşa zorla, ayakları geri gide gide, resmen kolundan tutup sürükleniyor. Irak değil, Ortadoğu dememin nedeni var: Mart ayı başında başlayacak savaş, Saddam'ın devrilmesiyle bitmeyecek. Amerika, Ortadoğu haritasını kendi çıkarları, yani petrol politikası doğrultusunda yeniden çizmeye kararlı. Dört yıl süreyle Türkiye'de konuşlandırmak için pazarlık ettiği 80 bin asker, uzun vadeli bu planın 'olmazsa olmaz' bir parçası. Ancak, koskoca bir ordu sayılacak Amerikan silahlı güçlerinin yerleştiği bir bölgede hiçbir statüko korunamaz!

Bir an durup düşünün: ABD, Saddam sonrası Irak'ta federatif bir devlet yapısı kuracak, Irak Kürt bölgesi zaten federe, bugünden özerk altyapısıyla yeni Irak düzeninde, hem de örnek niteliğinde, yerini alacak. Böyle olacağı biliniyor, gizlisi saklısı yok, resmen ilan edildi. İyi de, Irak'ta amacına ulaştıktan sonra ABD'nin Türkiye'de 80 bin asker tutmak istemesinin anlamı ne? Niye zaten gireceği ve kalacağı Irak'ta konuşlandırmıyor da bu kuvvetleri, bizim ellerde tutmak istiyor dört yıl daha?

Öyle ya, maksat tüm Ortadoğu'ya süratle müdahale edebilecek bir 'üs' oluşturmaksa, Saddam'dan temizlenmiş ve ABD'nin denetimine girmiş Irak yetmez mi? Niçin Türkiye'yi salt nakliye yolu olarak kullanmakla yetinmiyor ve illaki 'kalıcı' 80 bin asker diyor Amerika?

Başta Ortadoğu, tüm dünya için çok tehlikeli bir olasılıktan söz etmeden önce, bir kesinliğin altını çizmek gerek: Hassas bir bölgesine 80 bin kişilik Amerikan ordusu yerleşen Türkiye, 'aynı' kalamaz. Türkiye'nin bugünkü devlet anlayışı ve yapısı, özellikle Güneydoğu bölgesinde, ABD'nin Kuzey Irak'ta kurduğu Kürt federasyonu ile Amerikan ordusu arasında kalır, sıkışır. Ekonomik iflastan en büyük zararı gören, zaten hiçbir zaman varsıllıktan payını alamamış ve 10 yıl süren 'düşük yoğunluklu' iç savaşın travmaları dolayısıyla sosyopsikolojik anlamda zayıf, Amerikan askerlerinin sergileyeceği bolluk ve güçten 'etkilenebilir' bir bölgede, zaten zorla yerleştirilmiş 'ulusalcı' birlikteliğin ne kadar korunabileceği belli değildir. ABD ordusu ile Kuzey Irak'taki yeni yapılanma arasında sıkışan Türkiye'nin, bu bölgede çıkabilecek bir huzursuzluğa 'merkezi devlet' yaptırımıyla müdahalesi, kolay olmaz. Belki de iyi olur, sonuçları, bilmiyorum... Naçiz yazarınız, defalarca belirttiği gibi federatif bir devlet yapısına karşı değildir. Ancak, Türkiye'de ne yöneten ne de yönetilenlerin, böyle bir sistemi kabullenmeye hazır olduklarını hiç sanmıyorum. Bu bir.

Irak savaşında ABD'nin yanında yer alacak bir Türkiye'yi bekleyen ikinci tehlike, uluslararası terördür. Ülkemiz, bu savaş sırasında ve sonrasında, Müslüman, mazlum ve mağdur Irak'a saldırmış küffarın yanı sıra, başta El Kaide, iç ve dış tüm İslami terör örgütlerinin bir numaralı hedefi haline gelecektir. Dikkat ederseniz, bugün 'Madem savaş kaçınılmaz, erken davranıp ABD'nin yanında olalım,' tezini savunan yazgaçlarımızın hiçbiri bu tehlikelerden dem vurmadığı gibi, hemen hepsi dün, AB'nin Türkiye'ye tarih vereceğine inananlardı. Ne denli objektif ve geniş vizyon sahibi oldukları Kopenhag zirvesinde belli oldu, yetmedi, şimdi Bağdat yolunda ilerliyorlar.

Devamı yarına.