Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Biggest Brother (2)

Radikal · 28 Aralık 2002

Türkiye'nin en büyük talihsizliği, ABD'nin Irak'ı artık 'uysa da kodum, uymasa da' mantığıyla vuracağı belli olan çok tehlikeli bir sürece, hem ordunun güveni hem de birikimin her türlüsünden yoksun AKP iktidarıyla girmesidir. AKP'nin en büyük talihsizliği ise, kendi deyişleriyle tarihteki ilk 'Müslüman demokrat' hükümet olarak, daha iktidarın nimetlerinden bile yararlanamadan, örneğin İhale Yasası'nda açtıkları delikten bile kana kana (duble yol/duble çek/biri müteahhide/biri cebe) yemlenemeden; din kardeşi bir başka Müslüman devlete karşı kâfir ABD ile ittifak zorunda kalmak. Bırakın İslamiyet dünyasını, kendi seçmeni dini bütün Müslümanlara, Irak'ı yerle bir edecek küffara yapacağı yataklığı nasıl açıklayacaktır AKP?

Üstelik, Irak'a karşı ABD'yle işbirliği yapan Türkiye'nin iç ve dış İslami terör örgütlerinin birincil hedefi haline geleceğini, basın dile getirmese de sivil ve asker tüm devlet otoriteleri çok iyi bilmektedir. 'Aman gecikmeyelim, yoksa bölgede inisiyatifimiz kalmaz, madem savaş olacak, biz de girelim,' tellallarına sormak isterdim: Nerede ne zaman patlayacağı belli olmayan bombaların gölgesinde yeni bir terör dönemini yaşamaya hazırlar mı?

İçi boşaltılan İhale Yasası'nda 'neye' yattığı belli olmadığı gibi, Irak savaşında da sesi soluğu çıkmayan, zaten neyin muhalefeti olduğu da bugüne değin anlaşılamayan CHP'nin lideri Deniz Baykal'ın 'Hükümet şaşkınlık içinde,' diye açıkladığı durum, aslında tüm acemiliğine rağmen AKP iktidarının en azından kendi 'İslami' açmazının farkında ve çaresizlik içinde bocaladığını göstermektedir.

AKP, bu açmazın bilinci içinde, ABD'ye verilecek desteğin 'oran' kararını 'Asker ne derse o olur' diye Genelkurmay'a yıkmayı yeğlerdi. Ancak, AKP'ye zaten güvenmeyen ordu, olası sonuçlarını en iyi kendisinin hesap ettiği böyle bir kararı yüklenmek tuzağına düşmedi ve: "Devlette sivil otoritenin ağırlığını artırmak isteyen siz değil miydiniz? Buyrun verin kararınızı, biz uyarız!" dedi.

ABD, Irak'ı vuracak, bu açık. Türkiye, ABD'nin tüm taleplerine doğrudan 'hayır' diyemez, bu da açık. Ancak, naçizane bencileyin, zaman dişi tırnağa takarak direnmek zamanı ve asgari desteğe bile azami ölçülerde didişmeden 'evet' dememek gerek. Gözü kara bir kararlılık, bir İsmet İnönü inadıyla, Irak operasyonuyla ilgili hem BM Güvenlik

Konseyi, hem de NATO kararı olmadan hiçbir desteğe 'he' denmemeli. Ve hiçbir ahval ve şerait altında, 80 bin Amerikan askerinin Türkiye'de

kalıcı konuşlandırılması kabul edilmemeli!

Irak savaşının ABD'ye maliyetinin 120 ila 150 milyar dolar arasında olacağı öne sürülüyor. Eğer ABD'nin tek derdi salt Saddam'ı devirmek olsaydı, Irak'ın tepesine milyonlarca bomba yağdırmak yerine, bırakın 90'ı, 100'ü, 5-10 milyar doları uçaklara doldurup yüzlükler halinde Iraklıların üstüne serpse, ambargo ve açlıktan imanı gevremiş ülkede, Saddam'ı kendi halkı bir kaşık suda boğardı!

Türkiye'de 80 binlik bir ordu tutmak istemesi, ABD'nin başlamadan 'bir ayda bitti' gözüyle bakılan Irak savaşı sonrası, başka hedeflerinin olduğunu gösteriyor. Belki de İran var sırada. Kaliforniya'da aralık ayının birinci haftası 500 İranlı tutuklandı, haberiniz var mı? Ama ABD bir de İran'a çakmaya kalkışırsa ayvayı yer. Biz de beraber. Çünkü İran, kolay yutulacak lokma değildir. Tarihte Osmanlı dahil kimse tarafından yutulamamış, yutmaya kalkanın boğazında kalmıştır. Ortadoğu'da uzun süreli, topyekûn savaş demektir böyle bir girişim.

ABD, Türkiye'de 80 bin asker konuşlandırmak istediği dört yıllık süreci, İran'ı, Suriye'yi kışkırtmak, hatta Türkiye'yi kullanarak kışkırtmak, tu kaka ilan etmek, ardından da saldırmak için kullanır mı? Mantıken böyle bir deliliğe kalkışmaması gerek. Ancak Washington'da mantıklı düşünen kaldı mı?

Le Monde gazetesinin yayımladığı bir dosyaya dayanarak, Bush yönetiminin nasıl kafayı yediği, yarına.