Ticaret sanatı
Radikal · 5 Ocak 2003
Hippokrates, 2400 yıl önceki insanlık uygarlığına bakarak: 'Yaşam kısadır, sanat uzun' demiş. Biçare Hippokrates. Günümüz 'kavramsal sanat'çılarının marifetlerini öngörebilseydi, 'Ömür uzundur, sanat kısa' bile diyemezdi, çünkü yokluğun kısası olmaz. Ama kasası oluyor ve doluyor. Bakın nasıl; gerçek bir ressam, Ali Arif Ersen anlatıyor:
"Sanat; bilim gibi, cinsellik, tıp, spor, yemek, ticaret gibi hayatın temel öğelerinden biridir. Kavramsal bilim, kavramsal yemek, kavramsal ticaret ne kadar gülünçse, 'kavramsal sanat' da öyledir. Sergiler açılır bir gecelik çalışmalarla. Boş salonlar gezilir, boş tuvaller sergilenir, sanat adına hiçbir şey görmek mümkün değildir. Çünkü yoktur. Sadece masal dinleriz. Peki, ama masal anlatacaksan galeride ne işin olabilir? Yazı yazman, sahnede anlatman gerekmez mi? Yani Paris'te Tour d'Argent'a (dünyanın en ünlü lokantası) gidip 1500 euro verip, boş bir tabağın içinde bir hesap pusulası, 'kavramsal sanat' mı sayılmalıdır? Ama bak, hesap meselesi önemli! Diyelim ki boş tabak, sanat eseri. Ödemeye kalksak, nasıl sahip olacağız muhtevasına?
50'lik Rumen kerestelerinden oluşan bir yığın, ya da 20 televizyon ekranında, devamlı oturup kalkan bulanık bir insan görüntüsü, olur size 'kavramsal sanat'. Bu belki sinema sanatı olabilir, ama video kasetine sahip olduğumuzda, bir 'mas prodüksiyon' sayılmaz mı?
Tıpkı Sarkis'in Fransa'da yaptığı enstalasyonların, İstanbul Maçka Sanat Galerisi'nde fotoğraflarının sergilenmesi gibi. Burada fotoğrafçı mı sanatçıdır, yoksa enstalatör mü artist?
Gelelim 'küratör' dedikleri tezgâha: Daniel, Hasan ve ben, bir akşam kafaları çekip Balık Pazarı'ndan 7 tane bira kasası alıp, üst üste koyuyoruz, altına da 'Haftanın günleri yedi, yediden yetmişe dedi, yaş yetmiş iş bitmiş, yedisinde neyse yetmişinde o, ver bi yetmişlik rakı' palavraları yazıp; eserimizin, pardon 'iş'in taşeronunu, yani küratörü buluyoruz. Zaten bütün iş, bu 'iş' lafında, bütün fikirler gibi İngilizceden çeviri 'work' deniyor, eserimize. Sanat denilmiyor hiçbir zaman! Ticaret formülü gibi, fizik formülü gibi, yol bölü iş (work) eşittir zaman, vb.
Gelelim bizim bira kasalı, küratör sergimize. Yaptığımız 'iş'in fiatı diyelim 5 bin dolar. Uçak şirketi uçak biletlerini bedava veriyor, kullandığımız kasaların sahibi bira markası sponsor oluyor, beş yıldızlı otelde kalıyoruz. Yeniliyor, içiliyor. 2 bin doları küratöre toka ediyoruz. Biz de üç kafadar 1000'er doları kırışıyoruz. Taş attık da kolumuz mu yoruldu? Olduk sana kavramsal sanatçı, taşeron da küratör. Sonra ver elini Uganda Bienali, yenilsin içilsin, bir 5 bin dolar daha...
Kısacası, kavramsal sanat dedikleri, New York 5. Cadde'deki mağazaların vitrin dekorudur. Boş vitrine 200 adet yara bandı yapıştırıp sergilemek gibi. Kavramsal sanatçı, film yönetmeni Kutluğ Ataman'ın 90 yaşındaki Semiha Berksoy'un altı saat filmini çektiği, çıplak poz verdirip dünya festivallerinde gösterdiği, Wagner müziği eşliğinde parsayı topladığı ve Semiha Berksoy'a zırnık koklatmadığı gibi..."
Kavramsal sanat, bazen sanatçısına bile yar olmuyor, sevgili okurlar. Damien Hirst, Londra'daki son sergisinde kendi donmuş kanından yaptığı, yani kan buzundan bir kafa heykeli sergiledi. Fiyatı 20 bin sterlindi. Akşam olup sergiyi temizlemeye gelen görevliler, prizden çekince heykeli, ertesi sabah 20 bin sterlinlik sanat eseri erimiş bir kan öbeğinden ibaretti!
Her şey sanatsa, sanat yok demektir.