YÖK,tak,sök
Radikal · 8 Ocak 2003
Diyelim ki safrakesenizde taş var. Baktılar, ettiler ve 'ameliyat' dediler. Ama ameliyatı yapacak cerrahı da pek gözünüz tutmadı. Ne kadar acı çekseniz, ameliyat gereğine inansanız ve hatta kese patlar diye ödünüz kopsa da, güvenmediğiniz cerraha teslim olur musunuz, kuzu kuzu yatar mısınız önüne?
YÖK, işte böyle bir açmaz, sevgili okurlar. YÖK hasta bir safrakesesi. Ancak Erkan Mumcu, hiçbir ahval ve şerait altında güvenilmeyecek, oportünist bir cerrah. Para için olmasa, eli alışsın diye açar. Safrakesesi diye açar, mideye girer, 'Zaten ülserdi', der, üç parmak bağırsağını böbreğe diker, sol böbrek gider, sağ böbrek büyür, bu arada safrakesesi patlar, tüm batın yeşil yeşil safra sularında boğulur! Ama baaak.... Çenesi çok erkândır, Mumcu'nun. Mevtaya nasıl iyileşeceğini çok iyi anlatır. Hatta öyle ikna olurlar ki mevta yakınları, cerrah yerine ölüye saldırırlar: "Sen kıpırdamasaydın, safrakesen patlamazdı, iğnenin altında dursaydın, incebağırsağın böbreğe dikilmezdi!" diye.
Şimdi gelelim işin ciddiyetine:
Benim anladığım, halen ortada yeni bir YÖK tasarısı yok. Ecevit hükümeti tarafından hazırlanan eski bir tasarı var, onun da kıymeti harbiyesi yok. Eğitime bakan Erkan Mumcu, bir tasarı hazırlanması 'emrini' vermiş, bakanlık iyi niyetli iyi niyetli çalışıyor. Çalışanlar, eski hükümet tarafından atanan, sosyal demokrat eğilimli müsteşarlar. Onlara göre ya mevcut 2547 sayılı yasanın bazı maddeleri değişecek, ya da yepyeni bir tasarı hazırlanacak. Halen görüş alma aşamasındalar ve Milli Eğitim'in web sayfasında güzel bir girişim başlatmış, herkesin görüşünü almaktalar. Ancak... Bakanlık memurlarının iyi niyeti başka, bay Bakan ve AKP'li şürekâsının aklındaki 'şey' başka.
Daha vücudu ANAP'tayken beyni AKP'li Erkan Mumcu ve partidaşlarının Milli Eğitim'e 'yapacakları' konusundaki gerçek ipuçları, 'Acil Eylem Planı'nda: Yeni bir yükseköğrenim yasasıyla mevcut tüm üniversiteleri bölerek yeni üniversiteler kurmak, bu minik minik üniversitelerde tasarrufu hükümete bırakarak kadrolaşmak. Mesleki öğretimi desteklemek adı altında sekiz yıllık eğitimden sonra çok gerileyen imam hatip durumlarını canlandırmak ve onlara tekrar üniversitelerdeki her alanı açmak. YÖK üzerindeki hükümet yetkilerini artırmak ve ÖSYM'nin özerkliğini kaldırarak bu kurumu hükümete bağlı hale getirmek de gündeme gelebilir, bu da kadrolaşmada bir taktik olacaktır, çünkü unutulmamalı ki ÖSYM, artık salt üniversite giriş sınavlarını değil, devlet memurluğuna giriş dahil pek çok mesleğe giriş sınavlarını gerçekleştirmektedir.
Peki YÖK bir matah mıdır? Elbette hayır. 12 Eylül yönetimi üniversite özerkliğini yok ederken, kesin ve kapsamlı bir tasfiyeye gitti. Büyük tahribat yapıldı. Ama daha sonra yaşanan üniversite açma furyasında, devletlisi ve vakıflısıyla Anadolu'da yükseköğrenim kurumu olmayan kent kalmadı. Bunca üniversite mezununun nasıl ve nerede istihdam edileceği, kimsenin derdi olmadı. Maliyeti de. Amelelerin müteahhitliğe soyunduğu ülkede, edebiyat öğretmenleri simit satmaya başladı. Zaten ne edebiyat öğretilmişti kendilerine, ne de simitçilik. Anadolu'nun tutucu kent yapıları içinde mantar gibi biten üniversiteler, ya İslamcı hareketin ya da ülkü ocaklarının denetimine girdi. Bu üniversiteler, akademik unvanları kendi kendilerine vererek kadrolaştılar.
İşte bu nedenledir ki, bir zamanlar YÖK'ün başını yediği öğretim üyeleri bile YÖK'ü savunmaya başladılar. Akademik standartların asgari düzeyde korunması ve kendi kendini akademisyen ilan eden üniversite yönetimlerini denetleyebilmek açısından merkezi bir yönetim kaçınılmaz hale gelmişti.
Sistemin değişmesi tabii ki gerekiyor. Ama 'Acil Eylem' Planı'nda öngörülenin tam tersine. Bölerek çoğaltmak değil, resmen azaltmak gerek üniversite sayısını. Hele hele, zaten yüksek eğitimli enflasyonu yaşanan Türkiye'de imam hatip gibi ilgisiz meslek alanlarından üniversitelere geçiş, özgür bilimin intiharıdır. Özgür bilimin okutulamadığı üniversitelerde, hangi özerklik söz konusu olabilir? Neyin özerkliği? Şeriat özerkliği mi?