Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Allah ve havaleleri

Radikal · 11 Ocak 2003

Hayatta üç tür 'havale' vardır. Para havalesi, hasta havalesi, Allah havalesi. Para havalesi postayla; hastaya nöbetler halinde gelir gider. Allah'a havale edilen ise 'Bildiği gibi yapsın' diye gönderilir, içinde ceza istemi gizlidir, ancak sonucu belli değildir. Çünkü Tanrı'ya 'Ne yaptın, ne ettin' diye hesap sorulmaz. Hastalık hariç, havale dediğiniz,

'ihale'den ibarettir aslında. İcraatta aracı kullanmak, iş vermek, görev yüklemek. Türk insanı bu anlamda en çok Allah'a havaleyi tercih eder.

Dansöz Asena 'mafya menüsküsü'ne yakalanır, "Beni vuranı Allah'a havale ediyorum" der. Ancak Asena'nın Allah'a havale ettiği Deryanım onu daha önce havale etmiş bulunmaktadır. Zaten ikisi de zaman zaman İbo'yu Allah'a havale etmektedirler.

Birbirine bu kadar ters düşen ihale talepleri karşısında Cenabı Hak, ki çok sabırlıdır, 'Dur bakalım...' der, bekler. Bir eksinin bir artıyı götürdüğü gibi bir havale diğerini sıfırlar, tüm havaleciler 'mafya menüsküs'ü olunca, Allah'a da üstlenecek ihale kalmaz.

Ancak Türk insanı yine akıllanmaz.

Kendi sırtına bindirmediği yükü, almadığı sorumluluğu, soramadığı hesabı, arayamadığı hakkı Allah'a havale eder, onun sırtına yükler. Oysa iadeli taahhütlü gönderilmediğinden midir nedir, hiçbir havaleden haber alınamamaktadır. Acaba yerine mi ulaşmamaktadır, yoksa... Yoksa Tanrı tarafından mı duyulmamaktadır? Halimize bakılırsa, duysun ya da duymasın, Allah'ın Türkiye'den kendisine edilen havaleleri muameleye koymadığı açıktır. Belki de kendi göreceğimiz tüm işleri O'na yüklememizden bıkmış, arsızlığımızdan sıkılmıştır.

Naçiz yazarınız ki, tüm 'küffar' ülkelerini dolaşmış, kimsenin hiçbir dünyevi sorunu 'Allah'a havale' ettiğini duymamıştır. Yalnız Türkiye değil, tüm İslam ümmetinin perişanlığına bir bakılacak olursa, Tanrı'nın

'Müslüman ihalelerinden' pek hoşlanmadığı ve dünya işini dünyada gören

'küffar'a destek verdiği açıktır. Oysa Müslümanların da eli ayağı tutuyor, gözü görüyor, kulağı duyuyor, kafası çalışıyor. Yetersizlik nerede ki, dünya işlerinde böylesine bol 'Allah havalesi' kullanıyorlar?

Yetersizlik, söylediğini duymamak, yaptığının sonuçlarını öngörmeyerek, faturayı başkasına çıkarmakla başlıyor. Başka bir deyişle, İslami eğitimde 'sentez' eksikliği var. Örneğin Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu'yu dinleyin: "Üniversite laik ve özgür olmadan bilim yapılamaz!" diyor. Ne doğru laf değil mi? Bir de bakıyorsunuz, Mumcu'nun 'laik ve özgür' yasasını görüşüp kabul ettikten sonra Meclis'e sunmak, yani budamak ve değiştirmekle yükümlü parlamento komisyonu 'ilahiyatçı'lardan oluşuyor. Oysa Mumcu'nun (sözüm ona) haberi yok! "Doğrusunu isterseniz, ben de gazete haberlerinden sonra farkına vardım!" diyor. Basından, yasa değişikliğine karşı önyargılı olunmamasını isteyen Mumcu; YÖK'ün kabul etmediği El Ezher ve benzeri dini okullardan mezun olanlara denklik verilince, laik ve özgür bilime 'arka yargı' mı yapacak, yoksa farkında olmadığı Meclis Komisyonu'nu mu 'Allah'a havale' edecek acaba? Benim anladığım, AKP'liler toplu havale nöbetinde. Dilleri başka dönüyor, elleri başka oynuyor. Ellerinin oynadığını dilleri yapmadı, oluyor. Dillerinin oynadığını, elleri yapmadı. Acaba kulakları da mı sağır?

Kimi şeriata layıklar, AKP'ye susuyor, asker konuşunca kızıyorlar. Oysa onlar susmasa, belki asker konuşmayacak. AKP konuştuğunu yapmıyor, yaptığını konuşmuyor. Ama asker, konuştuğunu yaparsa hepimiz susmak zorunda kalacağız.

O zaman kimi ve neyi 'Allah'a havale' edecekler? Demokrasiyi mi, laikliği mi