Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

ABD nasıl yenilir? (2)

Radikal · 18 Ocak 2003

Yiğidi öldür hakkını yeme; geçmişiyle en sağlam biçimde hesaplaşan toplum, Amerikalılar. Somali yenilgisi, yine en yansız biçimde Amerikalı gazeteci Marc Bowden tarafından yazıldı: Black Hawk Down. Geçen yıl Ridley Scott'ın aynı adla sinemaya aktardığı film, Türkiye'de gösterime girerken, arkadaşımız Erdal Güven, kitaba ve filme konu olayların Radikal'de mükemmel bir analizini yaptı. Ama unutmamak için hatırlamak ve Amerikan zurnasının tam da 'peşrev' ortasında zırt dediği yeri yeniden kurcalamakta yarar var:

Somali'de 'bir numaralı düşman' Muhammed Farid Aidid'i yakalayamayan Amerikalı 'Ranger' ve 'Delta' birlikleri, Mukdişo'da boş oturamazdı tabii. Aidid'in yakın çevresi, iki kurmayın peşine düştüler: Ömer Salahat ve Hasan Avval. 3 Ekim günü, iki 'hedefin' Mukdişo'da bir evde buluşacağı öğrenildi. 'Special Forces' üssünde bir plan yapıldı. Havadan savaş helikopterlerinin koruduğu zırhlı bir konvoy kentin merkezine girecek, hedef evi çevirecek, meşhur 'eti yenmez' Delta'lar, arkalarında 'Ranger' desteğiyle içeri girecek, adamları tutuklayacak ve yine helikopterlerin hava koruması altında üsse döneceklerdi. Kâğıt üstünde plan, 'Delta'ların aldığı müthiş eğitim düşünüldüğünde, çocuk oyuncağıydı. Ne var ki, savaşların nasıl başladığı bilinir, nasıl bittiği öngörülemez. Zırhlı konvoy, kent merkezine ulaştı. 'Delta'lar başarılı bir operasyonla Ömer Salahat ile Hasan Avval'ı kıskıvrak yakalayıp zırhlı araca bindirdiler. Ancak onlar bunu yaparken, dışarıda terslikler başlamıştı. Önce bir

'Ranger', kendi kendine helikopterden düştü. Derken sokak gerillaları

'Morian'lar, bir Black Hawk helikopterini kentin ortasına, bir diğerini yakındaki bir köye düşürdüler. Halk merkeze toplandı. Artık her yandan, havada, karada, yaya ve binek ne kadar Amerikalı varsa, üstlerine roket ve kurşun yayıyordu.

Amerikan birliklerinin önceliği, ansızın değişmiş, ateş altında kalan yaralılar ve kendiliğinden düşen 'Ranger' başta, iki Black Hawk'la birlikte yere çakılan arkadaşlarını kurtarmak derdindeydiler. Operasyona katılan askerler, daha sonra bizzat: "O andan itibaren inisiyatifi yitirdik ve saldırıdan savunmaya geçtik," diye anlatacaklardı. Komuta merkezinde yaşanan karmaşa sırasında, iki Aidid kurmayını esir alan 'Delta'ların aracı dahil, kara konvoyunu oluşturan zırhlı birlik yolunu yitirip dağılmış, üsteki elektronik haritalara bakılarak verilen birbirine zıt emirlerle fır dönüyor, kentten çıkamıyorlardı. Gece olduğunda, Amerikalıların bir bölümü Mukdişo'nun ortasında mahsur kalmış, üsse dönebilenler yitirdikleri arkadaşlarına ve 'eti yenmez' 'Delta'lar ile 'yenilmez' 'Ranger'ların büyük bölümü, karısını çocuğunu düşünerek,

'Ben buraya ölmeye gelmedim!' diye ağlıyorlardı. Öyle ki, mahsur kalanları toplamak için Mukdişo'ya dönen askerler, 'gönüllü' olarak gidenlerdi.

Önce böyle yenildi Amerikalılar. Çünkü kendilerini süpermen sanan Amerikan askerleri, savaşta ölmek gibi bir meslekleri olduğunu belki de hiç düşünmemişlerdi. Kentte kapana kısılan Amerikalıları kurtarmak için, ertesi sabah devasa bir BM konvoyu oluşturmak, üç ülkeden tanklarla toplarla girmek gerekti Mukdişo'ya. Onlar bile, ikinci Black Hawk'ın linçten kıl payı kurtulup esir alınan pilot Michael Durant'ı kurtaramadı.

4 Ekim sabahı BM konvoyu hareket ederken, gerek Somali'deki Amerikan üssü, gerekse tüm ABD, CNN'in yerel bir televizyondan alıp yayımladığı dehşeti seyrediyorlardı: Toplanamayan yaralı ve ölü Amerikalıları yerlerde sürükleyen, üstüne çıkıp tepinen, cesetlerini parçalayan Somalililerin vahşi kinini. Bilanço, Amerikan tarafından 18 ölü ve 75 yaralıydı.

İkinci kez, bu 18 ölü ve vahşet görüntülerine yenildi ABD. Amerikan kamuoyu bir anda döndü. Clinton, koskoca bir donanma Somali kıyılarına dayandıktan sonra kurtarılan pilot Durant'ın ardından, çekilme emri verdi. O karar vermeseydi, senato zorlayacaktı zaten. Ve ABD, Somali'den öteye hiçbir dış müdahalede, kara çatışmasına girmedi. Ruanda'ya asker göndermedi, Bosna ve Kosova'da havadan vurdu yalnızca. ABD'nin sekiz yıldır tüm ilişkilerini kestiği Somali ise hiç değişmedi. 1995 yılında ölen Aidid'in yerine, Kaliforniyalı oğlu Hüseyin Aidid geçti. Amerikalılığını unutan Hüseyin, babasının yolunda kabile savaşlarını sürdürüyor. Artık kimse aç Somali halkını beslemiyor ama 3 Ekim, ülkenin milli bayramı olarak kutlanıyor. Savaşa verdikleri can sayısı, 1000 ila 10 bin arası. Kesin bilinmiyor.

Somali'den sonra ilk kez oğul Bush, havadan saldırmakla yetinmeyeceği Irak'ta ABD'nin girişeceği en kapsamlı kara harekâtını hazırlıyor. Ve ben diyorum ki, hava bombardımanlarından sağ kalan Bağdatlılar, kentin ortasında iki-üç düzine Amerikalının hakkından gelirse, savaşın sonucu değişmez, ama iki yıl sonraki seçimlerde ABD başkan değiştirir. Washington'da çalan telefonlara da başkası 'Alo?' der.