Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Mermer fırın erkeğinin kaderi

Milliyet · 19 Ocak 2003

Olgunluk yaşlarını bile beklemeden, hatta kibarca “Alzheimer” diye anılan bunaklık hastalığına sıra gelmeden unutkanlık çekenlere ne denir? Kısaca, “insan” sevgili okurlar. Çünkü insan, feylezofun tatlı diliyle “nisyanla maluldür.” Aslında böyle nisyan, malul gibi laflar etmek, kendime karşı yaptığım bir haksızlık. Çünkü Türkiye'nin denize 0 irtifanın bile altına düşen kültür düzeyinde, hem yazdıklarımdan bir şey anlaşılmıyor hem de naçiz yazarınız yaşlı sanılıyor. Oysa vallahi, billahi yaşlı değilim (henüz). Cici mektuplarında geride (!) bıraktıkları “buluğ çağını”, “blue çağı” diye yazan gençler aklıma geliyor, nisyan misyan derken kendi içime bile bir baygınlık çöküyor ama ne yapayım, “biliyorum”, dolayısıyla da söylüyorum. Yine de “blue çağındaki”ler için açıklayayım: Nisyan, unutkanlık demektir. Malul ise, özürlü.

Ne diyorduk? İnsan, unutkanlık özürlü. Ama kısacık yaşamında. Bir de kuşaktan kuşağa geçen “toplumsal genetik belleği” var ki, korkutucu bir tazelik koruyor geçen zamana karşı. Örneğin Türklerin, Avrupa'nın ortak belleğinde, kimi kez sesli, kimi kez sessizce ve hâlâ Atilla'nın ürkütücü (ve tabii barbar) torunları olarak algılanması gibi. Birey unutuyor, topluluk unutmuyor.

Venedikliler de, 1797 yılında İtalya seferine çıkan Napolyon Bonaparte'ın “Ne Engizisyon mahkemesi kalacak, ne de senatosu. Venedik'in Atilla'sı olacağım!” deyişini unutmamışlar. Üstelik Napolyon, sözünü tutmuş. O tarihlerde dünyanın en eski “cumhuriyeti” olan ve kendisini bir kurtarıcı gibi karşılayan Dükalar Kenti'nin ırzına geçmekle kalmamış, Avusturya İmparatorluğu'na peşkeş çekmiş. Yıllarca geri almaya çalışmış içi çürümüş, köhne ama bir o kadar eşsiz “Aslan Cumhuriyet”ini. Temizlemiş, sulardan kurtarmaya çalışmış, sanat eserlerini korumaya almış, vergiden muaf açık şehir ilan etmiş, kurumlarını yeniden yapılandırmış, zenginliğine zenginlik katmış; ama yalnızca bir çeyrek yüzyılda Avrupa'nın coğrafyasını değiştiren Kartal (Napolyon), yaralı Aslan'a (Venedik) yaranamamış bir türlü. Çünkü bağımsızlığını elinden almış. Venedik bir daha asla “cumhuriyet” olamamış. Elden ele geze geze, sonunda İtalya'nın kucağına oturmuş.

Geçen hafta Venedik sakinleri, kentin celladı belledikleri Napolyon Bonaparte'ı, tam iki yüzyıl sonra “cumhuriyete ihanetten” (emanete hıyanet de olabilir) yargılamaya karar

[Vurgulu giriş: Venedik sakinleri, kentin celladı belledikleri Napolyon Bonaparte'ı, tam iki yüzyıl sonra “cumhuriyete ihanetten” yargılamaya karar verdiler. Bu simgesel davada hakiki yargıçlar, savcılar, avukatlar yer alacak]

verdiler. Sanık çoktan öldüğü, itham edildiği suç zaman aşımına uğradığı, zaten ortada mağdur da kalmadığı için, Napolyon'u gıyabında yargılayacak mahkeme simgesel bir mahiyet taşımakla birlikte, davada hakiki yargıçlar, savcılar, avukatlar yer alacak. Geçmiş bitmiş, ölmüş gitmiş bir haini yargılamak nereden akıllarına geldi derseniz, bir avuç sanatsever tarafından akıllarına getirildi, diyebilirim.

1811 ile 1814 yılları arasında, San Marco Meydanı'nda bir Napolyon heykeli varmış. Hatta kendisi dikmemiş, kentin vergiden muaf açık liman ilan edilmesiyle servetine servet katan, dolayısıyla Napolyon'a şükran besleyen Venedikli tüccarlar tarafından yontucu Domenico Banti'ye ısmarlanıp dikilen bir heykelmiş. Venedik, Avusturyalıların eline düşünce yerinden sökülmüş, San Giorgio Maggiore Adası'na “sürgün”e gönderilmiş. Tarihçilerin bir süre sonra izini kaybettikleri heykel, geçen yıl New York Sotheby's müzayede salonlarında boy göstermesin mi? Bir Venedik bankası, bir Fransız kültür derneği ve Venedik belediyesi bir olup heykeli satın almışlar, San Marco Meydanı'na bile değil, Correr Müzesi'ne koymaya karar verilmiş. Vay siz misiniz Napolyon'u, hem de 2,5 metre boyunda, atletik ve cıbıldak mermer haliyle Venedik'e geri getirmeye kalkan? İşte kıyamet böyle kopmuş!

Napolyon'un mahkemesine kamu avukatı olarak katılacak Mario d'Elia, “Evet” diyor, “Napolyon, Venedik tarihinin bir parçası. Ama Mussolini de İtalya'nın. Heykelini dikmeye kalkıyorlar mı? Ya da Paris'teki Louvre Müzesi'nde, Fransız donanmasını batıran İngiliz amiral Nelson'un heykeline yer var mı?”

Heykelin müzayededen alınmasını sağlayan sanat tarihçisi Jerome Zieseniss ise eserin Venedikli bir sanatçının eseri olduğunu anımsatarak, Napolyon'un Venedik'in gerek siyasal, gerekse kentsel altyapısının yenilenmesinde büyük rol oynadığını savunuyor.

Heykel yandaş ve karşıtlarının paylaştığı tek kaygı, eserin sanat değeri: O da pek ahım şahım değil. Venedikli Napolyon, şimdilik uslu uslu mahkeme sonucunu bekliyor. Ve body building seansını bitirdikten sonra hassas bölgesine peştemal sarıp kararlı adımlarla plaja doğru yürümeye hazırlanan “mermer fırın erkeği” haliyle, korku salmış bir imparatordan çok, hamam sefasında bir...ine benziyor.

[Fotoğraf altyazısı: Venediklilerin gözünde bir hain olan Napolyon Bonapart'ı yargılamak bir avuç sanatsever tarafından gündeme getirildi.]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1