Elysee, AB ve Kıbrıs
Radikal · 22 Ocak 2003
Bir toplumun anlama, kavrama ve tartışma tabanını belirleyen ortalama bilgi düzeyine, genel kültür diyebiliriz. Eğer bugün Türkiye'de, aydın varsaydığımız insanların bile çoğu 'ufuk darlığı'ndan mustaripse, eksiklik büyük ölçüde, özellikle yazılı basında dış haberlere önem ve yer verilmemesinden kaynaklanmaktadır. Özendiğimiz ülkelerin kamuoyunu oluşturan basına baktığımızda, 'gazete' tanımını hak edenlerin hepsinde en az iki sayfa dış haberlere ayrılır. Niçin önemlidir dış haberler? Çünkü yalnız bizim sandığımız kimi sorunlarla başkalarının da karşılaştığını, onların nerede hata yapıp nerede çözüm ürettiklerini görür, işimize yarayacak dersler çıkarabiliriz. Karşılaştırma yapabilir, her zaman akıllı ve haklı olmadığımızı anlar; sürekli hakkı yenen, ama kibirli mağdur psikolojisinden kurtulabiliriz. Başımızı göbek çukurumuzdan kaldırıp dünyaya bakmak, özellikle ulusal konularda seküler saplantı ve popülist yaklaşımlardan arınıp daha uzağı görmeyi de sağlar.
Örneğin bugün Elysee Anlaşması'nın 40. yılı kutlanıyor. AB'ye üyelik isteyen Türkiye'de kaç kişi bilir, AB fikrinin tohumunun Elysee Anlaşması'yla atıldığını? Bugün AB'nin başını çeken Almanya ile Fransa'nın, bu liderliği tam 40 yıl önce ve her iki ülkenin halklarına rağmen barış yapan iki cesur insan, Charles de Gaulle ile Konrad Adenauer'e borçlu olduğunu?
Fransa ve Almanya bin yıllık düşman iki ülkeydi.
İkinci Dünya Savaşı'ndan henüz sekiz yıl sonra, Fransızların Alman nefreti doruk noktasındayken, tam da o savaşta Almanlara karşı en büyük husumeti besleyen, mücadeleyi veren adam; Charles De Gaulle cumhurbaşkanıydı ve ABD'ye karşı blok oluşturacak birleşik bir Avrupa hayal ediyordu. Konrad Adenauer, savaştan yenik çıkmış, gururu kırık, Nazi geçmişinden ötürü tüm dünyada hakarete uğrayan, bölünmüş bir Almanya'nın başında, ABD'ye dayanarak kalkınan yarım ülkesinin, giderek sıkıştıran ABD boyunduruğundan ancak birleşik bir Avrupa'yla kurtulabileceğinin bilincindeydi. Her ikisi de, Fransa ile Almanya'nın barış yapmadığı bir Avrupa'nın bırakın birleşmek, esamesi okunmayacağını fark ediyordu. Birbirlerinden nefret eden halklarının tepkilerini hiçe saydılar ve 22 Ocak 1963 günü, Elysee Anlaşması'nı imzaladılar. Almanya ve Fransa, bu anlaşmayla başlayan işbirliği sayesinde AB'nin temelini attılar, işte bugün bu işbirliğiyle AB'nin motorunu oluşturuyorlar. Peki başka neye yaradı iki ülkenin anlaşması? İşte size en gösterişli iki örnek: EADS kuruldu. Airbus ve A400M uçakları, Eurocopter helikopterleri, Astrium uyduları, Ariane ve MBDA füzelerini üreten EADS, bugün dünyanın ikinci büyük uzay endüstri grubu. Fransa ve Almanya, 1992 yılında, iki dilde senkronize yayın yapan, reklam almayan, dolayısıyla piyasa gailesi taşımayan ortak devlet televizyonu ARTE'yi kurdular. Her kafadan bir ses çıktı, tutmaz dediler, yaşamaz dediler, seyredilmez dediler. Oysa ARTE yaratıcılık, kalite ve reytingde artık bir dünya referansı. Bir kültür televizyonu olarak başladı, haberleriyle bile solladı öteki Avrupa kanallarını.
Bugün Paris'te Elysee Anlaşması'nın 40. yılı kutlanıyor. Yarın Berlin'de kutlanacak. Tüm Alman parlamenterleri, bugün Fransız parlamentosunda toplanıyor. Yarın Fransız meclisi, Bundestag'da olacak. Ancak 40. yıl törenlerinin en can alıcı yanı, Chirac ve Schröder'in açıkladıkları yeni Elysee kararları: Bundan böyle Fransız Dışişleri Bakanı'nın Alman bir başmüsteşarı, Alman Dışişleri Bakanı'nın Fransız bir başmüsteşarı olacak. İki müsteşarın görevi, Fransa ile Almanya'nın AB içindeki etkinliğini artırmak, AB'nin ABD'ye karşı ortak dış politikasını oluşturmak. İkinci karar, pek çok Alman ve Fransız'a bile küçük dilini yutturacak türden: Alman bakanlar, Fransız hükümet kurulu toplantılarına katılacaklar. Fransız bakanlar da, Alman hükümet kurullarına, iyi mi?
Naçiz yazarınız, Elysee Anlaşması'nın yeni biçiminde Almanya ile Fransa'nın AB'yi 'federatif' bir yapıya yönlendirmek iradesini görüyor.
Eğer başarırlar ve AB federatif bir biçim alırsa, birincil ve ikincil önemde halkaların kuşattığı bir ağırlık merkezi çevresinde çizilecek geleceği.
Bu sistemde, Türkiye'ye üçüncü 'periferik'te bir yer verilir ancak. Bilmem anlatabildim mi?
KKTC'de Kofi Annan planını, bir de bu açıdan değerlendirmekte ve miadı dolmuş seküler saplantıları bırakıp, SON fırsatı kaçırmadan anlaşmakta yarar var. AB'ye giren bir Türk tarafı, Türkiye'ye yarar. Ama dışında kalan bir KKTC, başta Kıbrıslı Türklerin bağışlamayacağı bir zarar, bedeli ödenemeyecek kadar yüksek bir hata olmaya aday.