Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Batan geminin malları

Radikal · 29 Ocak 2003

"Kör atı satışa çıkaran, nallarını över."

(Alman atasözü)

Meğer ne kadar yüzeyselmiş cilaları. Türk basınının kimi mutena temsilcileri, Davos'tan haber yerine fırça bıyıklar üstüne gominalı saçların, altı tilki üstü bohça başların şıklığını geçti, anlata anlata bitiremediler. Meğer hepsinin içinde birer kenar mahalle dilberiyle oğlanı yatarmış da, kentsoyluyu oynarlarmış bugüne kadar. Meğer ne kadar inceymiş kabukları!

Demek ki cumhur Türkiye'nin uygar birikimi, buraya kadarmış. 79 yıl önce kovalanan Şarklılık, dörtnala geri geldi. Limonata eşliğinde karides kokteylini, çağdaşlık diye sayıklıyorlar. Hiçbiri bir arpa boyu yol almamış meğer. Sorarım size, Davos'a tesettür modası görmeye mi gidildi, kar gezintisine mi, yoksa Türk gecesinin baklava börek mönüsüne mi? Davos, dünya ekonomi ve politikası hakkında fikir üretilen bir toplantı değil miydi yoksa? Ne kaldı aklınızda Türk herciyle mercilerinin Davos'a akınından, tayyib ile tayyibenin teleferik vuslatından, sıkmabaşlara bakanlarla, bakanlara tilki kuyruğu gösterenlerden başka?

Benim aklımda, Türkiye'nin manzarasına Başbakan Abdullah Gül'ün iki

'sıcak' fikri kaldı. Zaten Başbakan, Cidde'de uzun yıllar geçirdiğinden olacak, hiçbir konuya soğuk bakamıyor. Ama en çok, 'satmak' fiilini içeren fikirlere sıcak. Aslında Davos'a Türk ekonomisine yabancı yatırımcı aramaya gidilmişti, oysa yukardaki söz biraz değişti, kör atı satışa çıkaranlar müşteri bulamayıp baş başa kalınca, övülemeyen nallar yalanmak zorunda kalındı ve Gül: "Müteahhitler alacakları için hisse senedi, kamu arsası veya fabrika verilebileceği üzerinde duruyor. Devlete iş yapıp, parasını alamayan müteahhide fabrika vermeye sıcak bakıyoruz" dedi. Davos'ta. Anlaşılan bunlar da müteahhitlerden fabrikatör, fabrikatörlerden de müteahhit yaratmayı koymuşlar kafaya. Bir öncekiler de her mahallede bir kapıcıdan gecekondu milyoneri yaratmamışlar mıydı? Milyoner kapıcı çocukları, bankacı oldular sonra. İktidar oldular hatta. Bugünlere onlar getirmeseydi nasıl gelirdik yoksa? Müteahhit fabrikatör ve fabrikatör müteahhitler de bir yerlere götürürler herhalde, tutan mı var?

İkinci sıcak fikri Abdullah Gül'ün, kendinin değil, ariyetti. İleri zekâlı işadamı Akın'cı Hamdi beyin pampasparlak bir fikriymiş: "Türk vatandaşlığı satalım!" demiş. 20 bin dolar karşılığında. Gül, 'bununla' milyarlarca dolarlık bir gelir sağlanabileceğini ballandıra ballandıra anlattıktan sonra gülerek: "Bu proje bana SICAK geldi, ama görüyorum ki tepkiler daha fazla," demiş, başka bir şeycikler dememiş. Akfen (AKP'ye, AK fen ne yaraşır değil mi?) patronu Hamdi Akın bey, Amerika'nın dünyada karapara zenginlerine Green Card satış örneğinden yola çıkarak, Türk vatandaşlığını da karapara zengini Ruslara, İranlılara, Pakistanlılara satarak ülkemizin bol para kazanacağını düşünüyor.

Ben Amerikan Green Card'ının alınıp satıldığını bilmiyordum. Herhalde doğrudur. Ama Green Card'ın Amerikan vatandaşlığı olmadığını biliyorum. Bir de ABD'nin vergi kaçıranlara, kayıt dışı ekonomi sahibi olan

'vatandaşlarına' neler reva gördüğünü!

Türkiye bir 'yeşil kart' çıkarsa kaç para eder, bilmem. Ama vergi kaçıranların, karaparanın zaten otomatikman affa bağlandığı kesin. Oysa affedilen o kaçakçılara, her şey satılmıştı. Demek yabancı kaçakçılara satılacak bir 'vatandaşlık' kaldı. Demek umudumuz, yerlisini toplayamadığımız yabancı 'karapara'. Belki verirler, satalım. Her şeyin satılık olduğu yerde, haysiyet mi kalır ki utanalım? Batan geminin malları bunlar. Ülke satılık da, reklamını iyi yapamıyoruz galiba. Dağlara taşlara zaten 'Önce vatan!' yazılı, altına bir 'satılık' yazalım, tamamdır. Ama bir pürüz var: Vatan önce yerlilere satılmadı mı? Yabancılara ikinci el satış mı düşünülüyor? Kiraya versek olmaz mı?

Aklımı kurcalayan ikinci bir sorun daha var:

Fiyat. Aradım taradım, vatandaşlığını aynı fiyattan satışa çıkaran bir ülke buldum: Senegal. Hong Kong, 1999 yılında İngiltere'nin egemenliğinden

Çin Halk Cumhuriyeti'ne geçerken 'komünistlerin öcü'nden korkan mafya erbabına 20 bin dolar karşılığında Senegal vatandaşlık satmış, Çinli mafyacılara diplomatik pasaport vermiş hem de.

Biz mafyaya zaten alışığız. Rusu Çinlisi ne fark eder. Hamdi Akın bey biraz daha anlatsın, aslında herkesi razı eder. Başbakan zaten sıcak, kimi köşeciler ısınmaya başladılar bile. Ne var ki Afrika ülkesi Senegal, Çinli müşterilere vatandaşlık satışından sonra artık muz cumhuriyeti olarak değil, mafya cumhuriyeti olarak anılıyor. Demek ki biz de, müşteri bulduğumuz takdirde, 'Ne mutlu muzum diyene!' bile diyemeyeceğiz. 'Ne mutlu mafyayım diyene!' desek, yabancı mafyalı yeni vatandaşlarımız gücenir. Öyleyse ne diyeceğiz?

'Ne mutlu soysuzum diyene!' nasıl olur sizce?