Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

İyilik yap alık bilsin

Radikal · 1 Şubat 2003

Fransa'da her yıl bir 'Sarı Para' kampanyası düzenlenir. Hayırseverler, sarı metalden dökülen ve ağırlık yapmaktan başka işe yaramadıkları için üzerlerinde taşımadıkları, bütün yıl bir köşede biriktirdikleri küçük bozuklukları, postane ve bankalara yerleştirilen kutulara atarlar. Bu paralar toplanır ve hasta çocuklar için harcanır. Çocuk hastanelerine alet edevat alınır, özellikle ağır hasta çocukların hastanelerde daha insanca koşullarda yaşamaları için oyun odaları, okul odaları kurulur, kimsesiz minik hastaların ihtiyaçları karşılanır, vb. Dünyadaki sivil toplum örgütlenmesinde, 58 milyonluk nüfusa oranla yedi yüz bin dernekle (evet, 700 bin) bir numarada yer alan Fransa'da, bu tür yardım kuruluşları binlerle ifade ediliyor. Ancak "Sarı Para" kampanyası, toplanan yardım tutarı açısından en büyüğü, çünkü... Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın eşi Bernadette Chirac'ın beş yıl önce kurduğu ve yönettiği bir örgütün çalışması. Bernadette Chirac televizyonlara çıkıp kampanyanın promosyonunu yapıyor, her yıl tüm Fransa'yı dolaşan bir 'Sarı Para' treni kaldırılıyor, her istasyonda duruyor, içinden dünya judo şampiyonu ya da ünlü bir yıldız iniyor, halka gülücükler ve imza dağıtıyor, kısacası Fransız milletinin vicdan tellerini titreterek bol bozukluk biriktirmesi için her şey yapılıyor.

Çok da iyi ediliyor, çünkü amaç doğru, çocuktan daha kutsal bir dava olabilir mi?

Bu yıl 'Sarı Para' kampanyasından rekor bir gelir bekleniyor. Geçen yıl Fransız Franklarının 'centime'lerini, euro 'cent'lerine çevirmeye üşenen herkes, hem tedavülden kalkmış bozukluklarını, hem çok sinirlendikleri bir cent, beş cent'lik bozukluklarını veriyorlar. İki gün önce, zaten çok tutulan bu kampanya bir peri masalına, efsaneye dönüştü. Nasıl mı?

Kim olduğu bilinmeyen bir hayırsever, bir postanenin 'Sarı Para' kutusuna tam 15 bin euro değerinde Napolyon altını boca etmiş! 15 bin euro dediğiniz, Avrupa borsalarında yaklaşık 16 bin dolar ediyor. Ve tabii başta kampanya sorumluları, kimse kimsenin ne kadar hayırsever olursa olsun çil çil altın paraların üstelik Napolyon altınları olduğunu bile bile sarı metal bozukluk diye yardım kutusuna attığını düşünmüyor! Televizyon ve radyolara haber salındı, bilinmeyen hayırseverin önünde sekiz günlük zaman var, postanenin yeri ve altınların miktarını bilen, eğer bilmeden attıysa kutuya, Napolyonları geri alabilecek. Yoksa, hasta çocuklara bu yıl tek kişi tarafından muhteşem bir bağış yapılmış olacak! Hemen hepimiz, çil altınları bir, iki cent'lik bozukluk sanıp kutuya atan kişinin çok yaşlı, çok çok yaşlı, gözleri görmeyen, aklı başından gitmiş bir yardımsever olduğunu düşünüyoruz. Hiçbirimizin aklına, aklı başında birinin bu altınları hasta çocuklar için bilerek verdiği gelmiyor. Kuşkusuz haklıyız. Parası olan insan, 15 bin değil, milyon dolar da yardım yapar. Ama bir bozuk para kutusuna, üstelik adını sanını vermeden boşaltmaz. Ya kurduğu hastaneye adını verir, ya da bir ameliyathaneye. Demek ki insan olarak artık hiçbirimiz, başka insanlara 'anonim' anlamda

büyük miktarda hiç karşılıksız yardım edilebileceğini düşünemiyoruz. Aklımız almıyor böyle bir düşünceyi. Ne kadar acı değil mi?

Niçin böyle düşünüyoruz peki? Eskiden insan iyilik yapar, denize atar, balık bilmezse Halik bilirdi. Artık televizyona atılıyor yapılan iyilikler. Alıklara.

Ne balık, ne Halik, zaten ne de iyilik önemli.

Alıklar bilsin diye reklam yapılıyor. Alık kamunun 'oyu' böyle avlanıyor çünkü.