Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kara gebelik

Radikal · 5 Şubat 2003

Çocukluk, her zaman tatlı bir masumiyetin ifadesi değildir. Sebep-sonuç, etki-tepki ilişkisini henüz doğru kuramayan bilinçsizliğe de 'çocukluk' denebilir. Çocukluk, perşembenin gelişini çarşambanın gidişine bağlayamamak, mucizelere inanmaktır bir anlamda ve erişkinlerde tehlikeli olabilir.

Telefondaki arkadaşım, "Bunların bu kadar zayıf ve birikimsiz olduklarını inan tahmin etmemiştim" dedi. AKP iktidarına oy vermemekle birlikte ilk günlerin 'bahar havasına' kapılmışlardan biriydi. "Ne bekliyordun?" diye bağırdım önüne geçemediğim bir öfkeyle. Ne bekliyordunuz?..

Armut dibine düşmez mi, sütçü beygirinden yarış atı, mahalle kabadayısından

devlet adamı olur mu ki 'mucize' bekliyordunuz?

Halen Türkiye, çok alt sınıflardan geldiği için iktidar yüksekliğinde başı, hatta gözü dönen, bir anlamda hiç içmediği kudretin ilk kadehinde sarhoş olan AKP'nin elinde, tehlikeli biçimde sallanıyor. AKP, iktidarının yüzüncü gününü doldururken söylediği her şeyin tersini yaptı, verdiği bütün sözleri geri aldı. Zaten nekahat dönemindeki ekonomi, tepetaklak gidiyor. Popülizm had safhada. Türkiye'nin kurumsal kadroları tasfiye yolunda.

Tüm sigortaları bir bir atıyor. Övünebileceğimiz iki-üç kurumdan biri olan Dışişleri Bakanlığı'nda, tüm ülkeler emeklilik yaşını uzmanlık kadrolarında 65'in üstüne çekmeye çalışırken, 61 gibi evrensel ölçüde gülünç bir yaşta en deneyimli diplomatlar elenmeye çalışılıyor. Cahil, sığ, çıkarcı, görgüsüz ve tehlikeli bir dalgaya karşı tek başına duran, özgür bir vicdan ve hak adamı olarak direnen, Türkiye'nin Atatürk ve İsmet

İnönü'den sonra gelmiş geçmiş en 'adam' Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, devre dışı bırakılıyor. Henüz dokunmaya cesaret edemiyorlar ama sırada ve aslında hedefte, TSK var.

Ve Türkiye, hem geçmişten gelen borçları yüzünden, hem de kendi birikimsizliğinin aczi içindeki bu rüzgâr güllerinin fırıldak politikası sürecinde, savaşa giriyor. Ne talihsizlik.

20 bin, 40 bin, 80 bin. Sayı fark etmez.

Irak'a saldırmak üzere Türkiye'ye de giriş yapan Amerikan askeri, çıkmaz. Dünya, Amerikan İmparatorluğu'nun peşinde bir hava boşluğuna düşüyor, Irak'ın sonu belli, ama sonrası meçhul, oysa sarsıntının tam ortasındaki Türkiye'nin emniyet kemeri bile takılı değil. Ama en acısı, emniyet kemerinin takılmadığının farkında olmaması.

Çünkü bilgi verilmiyor, haberi yok, zaten kimse merak da etmiyor neler dönüyor. Örneğin, Afganistan'daki son durumu biliyor musunuz? 'Asıl' savaşın şimdi başladığını, Amerikan ordusunun yeni kurulan Afgan ordusuyla birlikte dağlarda mevzilenen Taliban'la çarpıştığını, büyük kayıplara uğradığını, çatışmaların geniş alana yayıldığını, suikastların birbirini izlediğini ve Hint ve Pakistan gazetelerinin, 'Bütün gelişmeler gerçek bir savaşa girildiğini işaret ediyor' diye yazdıklarını? Hayır, bilmiyorsunuz.

Çünkü Amerikan basını izleniyor Türkiye'de. Oysa Amerikan İmparatorluğu, henüz Afganistan'da tam zafer kazanamamışken, kimse açısından hiçbir tehlike taşımadığı artık belli Irak'ta 'ikinci bir cephe' açıyor. Neden?

Çünkü asıl, zor ve gerçek düşman Kuzey Kore tarafından aşağılanıp hakarete uğradığında, Irak'a yığınak yapmaya başlamıştı. Donald Rumsfeld 'İkisiyle birlikte başa çıkarız,' diyedursun, vurucu gücünü Pyongyang'a kaydırabilmek

için önce Irak'taki işini bitirecek. Sizin anlayacağınız, Irak'tan sonraki hedef, Kuzey Kore. Ama Koreliler gerçekten nükleer, gerçekten kimyasal, gerçekten silahlı ve komşularına ve komşularında konuşlanan ABD üslerine ulaşacak balistik füzesi tonla. Karşılık vermesine imkân bırakmayan bir süratle vurmak ve tek vuruşta işini bitirmek gerekiyor, Pyongyang'ın.

Oysa... Fransız askeri strateji uzmanı Jean Louis Dufour'un bir makalesine bakılırsa:

ABD'nin en büyük gücü hava ordusu US Air Force, 1999 yılında üç buçuk Sırp direnişini ezebilmek için mevcudunun yarısını seferber etmek zorunda kalmış. Yani Rumsfeld, paçadan ya da façadan atıyor. ABD, 'ön' düşman olarak Irak'la Kuzey Kore arasında bir seçim yapmak zorunda. Eğer analiz doğruysa, Jean Louis Dufour Amerikan İmparatorluğu'nun Irak'a 25 Şubat'a doğru ateşe başlayacağını öngörüyor. Hesaba göre Saddam ordusu hemen çökecek. Ama Beyaz Ev'deki hesap Bağdat çarşısına uymazsa, halimiz harap. Kuzey Kore, bal gibi biliyor Irak'tan sonraki hedef olduğunu ve elinin devşireceği armut zaten kalmamış, insan eti yiyen halkını savaşa hazırlıyor. Amerikan orduları, Irak'ta oyalanırsa... Pyongyang 'üçüncü cepheyi' zorla açtırabilir ABD'ye.

İnsanlık tarihi yine karanlık günlere gebe kaldığı bir dönemeçte. Ya Türkiye?