Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Teslimiyet

Radikal · 7 Şubat 2003

Üstat Lafontaine, "Edepsiz galip, kendi yenilgisini hazırlar" demiş. Doğru söylediği ergeç kanıtlanacak ve Amerikan İmparatorluğu'nun Irak'ta kazanacağı hayâsız ve edepsiz zafer, yavaş ama durdurulmaz biçimde kendi dünya diktatörlüğünün sonunu hazırlayacak. Tarih böyle diyor ve insanlığın geleceğini gösteren geçmiş, hiçbir devletin, hiçbir imparatorluğun sonsuz olmadığını bildiriyor. Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, gelişir ve ne kadar uzun sürse de çöküşe geçerler. İnsanlar ölür, devletler de yıkılır sonunda. 500 yıl, 700, 1000 yıl... Amerika Birleşik Devletleri Federal Cumhuriyeti 1783 yılında doğdu, 220 yıllık bir devlet. Belki 300 yaşını görecek, belki 500. Ama dünya egemenliği, çok daha önce bitecek. Bizim kuşağımıza yetişir ya da yetişmez, eğer insanlığın soyu topyekûn bir savaşta kurumaz ve yerküre yuvarlak kalırsa, bizden sonraki kuşak Amerikan diktasının sonunu görecek. Umarım o kuşaklar arasında bizim çocuklarımız da olur.

Çocuklarımız...

Trakya'daki Birinci Ordu'nun Güneydoğu'ya asker sevkıyatını izlerken içiniz titredi mi?

Neler düşündünüz?

Benim titredi. Kendimi; eşi, kardeşi, oğlu subay insanların yerine koydum ve ağladım. Davul zurnayla vatan hizmetine uğurladığı eşi, kardeşi ve yavrusu tezkere beklerken savaşa giden, asker yolu gözlerken içine korkular düşen anaları düşünüp kıvrandım acıyla. Siz ne hissettiniz bilmiyorum, ama benim çaresizliğim isyana dönüştü; Trakya'dan Bahçekapı'ya otobüslerle, Bahçekapı'dan Sirkeci'ye trenlerle, Sirkeci'den Haydarpaşa'ya gemilerle ve sonra Irak sınırına yine trenlerle, katar katar asker sevkıyatını izlerken televizyonlarda...

Bizim gençlerimiz, subaylarımız erlerimiz savaşa giderken, medyalarımızın birinci haberi yine Bush, Rumsfeld ve Powel, Amerikan emperyallerinin gakları gukları üzerineydi. Kimse o asker trenlerinin ve o trenlerin üzerinde gittiği demiryollarının haline dikkat etti mi acaba?

Askerlerin nuhu nebiden kalma vagonlara bindirildiği istasyonlarda, yorgun trenler, ot bürümüş istasyon zeminlerinden, çarpık çurpuk paslı

raylar üstünde kalktılar.

Kuşkusuz dünyanın en iyi ordularından biri TSK, kuşkusuz dünyanın en iyi askerlerini, bir koca ülkeyi baştan başa kat eden TEK ve Avrupa kıtasının en bakımsız, en viran demiryoluyla nakletmek zorundaydı. Zaten tüm sevkıyata da yetmiyordu o öksüz raylar. Tankların topların büyük bölümü, kamyonlarla gidiyorlar Güneydoğu'ya. Yarım yüzyıldır birincinin yanına yarım demiryolu daha koyamayan, olana bakamayan ve kaderine terk eden 2 bin kilometre uzunlukta koca bir ülke, bir ucundan ötekisine, evlatlarını turistik otobüsler ve yüzyıl öncesinin trenleriyle vatan savunmasına göndermek zorunda. Tek değişiklik, kağnıdan otobüse, kamyona terfi ettik. Ben de biliyorum, askeri anlamda bu önlemleri almaya, hazır olmaya, gerekirse -ki gerekecek- müdahaleye mecbur Türkiye.

Ama hiç olmazsa, Türkiye'nin başına 'şimdilik' bakan siyasi merci, 12 saat önce söylediğini en hafif deyişle 'unutan' Abdullah Gül biraz utansın. Ve "Stratejik ortağımız ABD'nin yanındayız!" demesin bari.

Çünkü Türkiye değil, ama Başbakan'ı "Barışçı yollar bitti, günah bizden gitti" dediğini 12 saat sonra, "Barış umudu hâlâ var, barış için çalışıyoruz"a çevirirken, aynı anda Amerikan askerlerinin Türkiye'de konuşlanması için Meclis'ten izin isteyen AKP iktidarı, ABD'nin olsa olsa altında olur. Ya da önünde. Ya da peşinde. Ama yanında asla!

Bakalım zevk mi alacaklar, para mı?