Savaş yalanları
Radikal · 8 Şubat 2003
Lyndon Johnson, Vietnam Savaşı'nı başlattığında, ortada ne savaş ilanı vardı, ne Amerikan Kongresi'nin onayı. Onay olmadığı için, savaş bütçesi de yoktu tabii. Vietnam'ın 'işinin' çabuk bitirilemeyeceği ve uzun soluklu bir savaş olacağı, dolayısıyla da epeyce para gerektiği anlaşılınca, Johnson 'akıllara durgunluk veren' bir savaş bahanesi bulmak üzere Pentagon'u görevlendirdi. Pentagon, vahim günlere özgü ciddiyetiyle aranan savaş nedenini açıkladı: Amerikan Maddox kruvazörü uluslararası
sularda uslu uslu yüzerken (belki de balık avlıyorlardı) gece yarısı Kuzey Vietnam hücumbotlarının kalleşçe saldırısına uğramıştı. Anında toplanan Amerikan Kongresi, Johnson'a büyük bir savaş bütçesi oylamakla kalmadı, Vietnam'a 500 bin asker göndermek izni verdi.
Oysa Maddox kruvazörü, Kuzey Vietnam hücumbotları tarafından vurulduğunda uluslararası sularda değil, Kuzey Vietnam kıyılarına 'sabotajcı' çıkarması yapıyordu. Yani saldıran ABD'ydi, Kuzey Vietnam değil. Amerikan tarihinin en uzun, en kanlı ve yenilgiyle sonuçlanan ilk dış savaşı işte bu yalanla başladı.
1898 yılında, çelimsiz Meksika ordusuna karşı saldırıya geçen ABD yönetimine halk desteğini sağlamakla görevli efsanevi medya imparatoru Randolph Hearst, "Bana savaş verin, size manşetler çekeyim..." demeyi severdi. Eğer Randolph Hearst sağ olsa ve Meksika savaşından 92 yıl sonra Birinci Körfez Savaşı'na uydurulan kılıfları görseydi, ağzının suları akardı. Örneğin, Kuveyt'i işgal eden Irak ordusu elektrikleri kestiği için kuvözlerde ölen Kuveytli bebekler efsanesi, tümüyle uydurma olup bir Amerikan 'com' ajansının buluşuydu. Savaşın haklılığından kuşku duymakta ısrar edenlere karşı Iraklıların Kuveyt'te yaptığı mezalimi gözleriyle görüp anlatmakla görevlendirilen 'zavallı bir halk çocuğu' genç kız, aslında Kuveyt'in Washington Büyükelçisi'nin öz kızından başkası değildi. Washington yönetimi, tam dört ay boyunca Kuveyt'e giren Irak ordusunun 'dünyanın en güçlü dördüncü ordusu' ve ne kadar tehlikeli olduğunu anlattı dünya kamuoyuna. Körfez Savaşı'nın başından sonuna, tüm dünya bir yerleri vurmaktan çok havai fişek görüntüsü yaratan bombaların vıj vıj sesi eşliğinde patlayan 'ışık'larını seyretti ve kimseyi öldürmeden askeri hedefleri vuran cerrah neşteri gibi dakik, akıllı bombalar edebiyatına inandı. Oysa...
ABD Cumhuriyet Başsavcısı Ramsay Clark'ın sözlerine bakılırsa: "Pentagon, hava bombardımanlarının diş dolgusu gibi sınırlı ve gereken yere yapıldığını anlatırken... Irak'ın tepesine tam kırk iki gün boyunca, yedi Hiroşima bombardımanına bedel, 85 bin ton bomba yağdırıldı. Çoğu sivil 150 ile 200 bin Iraklı öldürüldü"ydü!
Körfez Savaşı'na ABD'yle birlikte katılan Avrupalı müttefiklerin 'insan haklarına' gösterdikleri saygı, ezilen halklara karşı besledikleri merhamet ve sempati, Irak'ın tepesine çöken yedi Hiroşima felaketinden yararlanarak 'Cellat Saddam'a karşı ayaklanan Kuzey'deki Kürtler ve Güney'deki Şiiler'e verdikleri destekle belli oldu. CIA radyosu haftalarca bu halkları Saddam'a karşı ayaklanmaya çağırmıştı. Ama Saddam, hava bombardımanlarından kurtulan seçmece Cumhuriyet Muhafızları'nı isyanları bastırmak için gönderince; kimse kılını kıpırdatmadı. Tıpkı, 1945 kışı Ren Nehri kıyılarına kadar geldikten sonra durup, yeterince silah bıraktıkları Hitler olası halk ayaklanmalarını bastırsın diye bekleyen müttefik orduları gibi...
Yukarıda aktardığım savaş yalanları, Jean Bacon'un 'Savaş Kanatıcıları' (Phebus Yayınları) kitabından ve konuyla ilgili kapsamlı bir dosya yayımlayan Marianne dergisinden alınmıştır. Bacon üşenmemiş, tarihte savaş bahaneleri ve düzmece nedenleri, bu muhteşem kitapta toplamış.
Ama şubat sonunda başlayacak Irak savaşının gerçek nedenini, yine bir Amerikalı, Henry Kissenger tam 15 yıl önce söylemişti: "Petrol, Araplara bırakılmayacak kadar önemlidir!"
Ne kadar eğitici değil mi?