Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Gasp ve nimet

Radikal · 21 Şubat 2003

Bu ülkede 20. yüzyılın ikinci yarısında ve hele yurdumuzun tercihen Batı'ya dönük bölümünde kentsoylu doğan kuşaklar ki, yaklaşık üç soy olmalıdırlar, dünya savaşı görmedikleri gibi hiç savaş görmedi sayılırlar. Biz Batı Türkiye'nin zengin olmasa bile kalbur üstü aydınlarının cumhur çocukları; özgürlük/eşitlik/kardeşlik, kopart zincirlerini Gülsarı, barış içinde demokrat yaşamak ekolünün kuşaklarıydık. Çocuklarımızı da aynı değerler cetveline uygun ölçekte ve inançlama aşılarını hiç sektirmeden büyüttük.

Bir yerlerde hep vardı savaş. Ama hep bizden uzaktaydı. En yakını, 'düşük yoğunluklu' Güneydoğu'da. Düşüğüne yandığımın yoğunluksuzu bile feciydi. Ülkemizi kronik bir kan hastalığı gibi kemiriyor, bizim olmayan her çocuk başı bir kızıl karanfil gibi düştüğünde toprağa, anası kadar yanmasak bile içimiz eriyordu. Oysa savaşı bizden uzakta tutmak için her şey yapılıyordu. Kaç çocuk öldü, kaçı bacağını, kaçı kolunu yitirdi, kaçı kör oldu, hangi koşullarda, tam olarak nerede ve nasıl, kaç bin genç beyin usunu yitirdi, asla bilemedik, söylenmedi, ama tahayyül ettik ve kahrolduk. Hâlâ da kahroluyoruz, bayramdan bayrama, gözümüz 'vatan sağ olsun' diyen bir gazinin görmeyen gözlerine, sıkılamayan eline, kalkamayan ayağına takılınca...

Anası kadar üzülmesek, babası, yavuklusu, kardeşi kadar ağlamasak da arkasından ölülerimizin, bizim de yaralıydı içimiz, ama yaslarını tutmak kolaydı, çünkü hepimiz için bir haktı! Savaş, vatanı böylece sevenlerle böylece sevmeyip bölmek isteyenler arasındaydı. Her iki taraftan ölenlere de acıyor, ancak tabii ki vatanı böylece seven bizimkilere daha çok yanıyor, ötekilere gösterdiğimiz merhamete epeyce de kin karışıyordu. Aslında ötekilere merhamet göstermeyebilirdik, ama özgür/Batılı/ eşitlikçi/kentsoylu/Gülsarı eğitimi, 'düşmana' da bir insanlık göstermemizi gerektiriyordu!

Eğri ya da doğru, VATAN bir ölçüydü, koruyanı ve saldıranıyla hak verilen ya da verilmeyen birer taraf vardı, bu ülkenin sonuncu düşük yoğunluklu savaşında.

Söyler misiniz bana, Türkiye'nin Amerika'nın peşinde girmeye hazırlandığı yüksek yoğunluklu savaşta, ölçü ne? Vatan nasıl bir tehlikede? Düşman kim, dost kim, taraf nerede, hak hangisinin?

Tarihte Hitler dahil hiçbir zorba, bugün Amerika'yı yöneten Bush kadar yalancı, kadrosu kadar sahtekâr olmadı. İblis bunlar! BM denetçileri olmayan silahları araya, dünya yürüye, hatta ABD'nin yarısı savaşa hayır diyedursun, kuduz köpekler gibi saldıracaklar Irak'a, yüz binlerce insan öldürecekler ve bırakın dünya halklarını, kendi halkının iradesine rağmen işleyecekleri toplu cinayeti, demokrasi savaşımı diye sunuyorlar. Irak'a zorla demokrasi getirecek, petrolünü de zorla götürecekler. Dünyanın gözünün içine baka baka, gasp suçu işlemeye hazırlanıyor Amerika. Gasp yoluyla edineceği petrol ganimetinden öylesine utanmıyor ki, Türkiye'ye de 1 milyar dolar suç ortaklığı payı öneriyor ve işin acı tarafı, bu iğrenç pazarlık gasp suçuna iştirak sayılacağı için değil, 1 milyar 'yataklık' bahşişi yeterli bulunmadığı için nazlanıyor AKP iktidarı. Zaten nazını da sallayan yok. Tezkere mezkere hikâye, elini kolunu sallaya sallaya giriyor Amerikan işgal güçleri Türkiye'ye. Bir daha hiç çıkmamacasına hem de. Bu böyle biline.

10 bin Miloşeviç'ten daha büyük katliamlar yapacak, zamana oranlı cinayet rekoru kıracak emperyal jandarmaların çavuşu Rumsfeld, dünya televizyonlarından: "Zamanı gelince canlı kalkanları savaş suçundan yargılayacağız!" diyor... Başka deyişle, tarihin en kapsamlı 'insanlığa karşı suç'unu işleyecek olanlar, onların savaş suçu işlemesine engel olmak için gövdelerini siper edenleri, savaş suçundan yargılayacak. Dünya, böylesine pervasız gaddarlıkla ilk kez karşı karşıya.

İnsan insan olalı, vicdanı böylesine yaralanmadı.