Hayvansal düzey yetersizliği
Radikal · 22 Şubat 2003
İki ayaklı bir memeli türü olan insanın, hayvanlığı ne kadar geride bırakabildiği savaş zamanı belli olur. Ancak, genel şiddet spirali anlamında bir savaşta bile insan, diğer memelilerden daha gelişmiş zekâsından arınamadığı için, açığa vurduğu hayvanlık öteki hayvanlardan daha yırtıcı ve anlamsızdır.
Anlamsızdır, çünkü hayvan zekâsında hayvanlar kendilerini tehlikede hissedince saldırır, savunmak ya da beslenmek için öldürürken; insan adı verilen üstün zekâlı hayvan, hiçbir neden olmaksızın, salt zevk için cinayet işleyebilir. Varlığını tehdit etmeyen, zaten cesedini de yiyerek beslenmeyeceği benzerlerini keyif için öldürebilir; yakın ya da uzaktan akrabası canlı türlerini ortadan kaldırabilir, zaten pek çoğunun da kökünü kurutmuştur. Belki de soyu tükenmek yerine gereksiz artan tek memeli türü kendisi olduğu için, çıkardığı periyodik savaşlarda periyodik katliamlarla,
beslenmek için öldürmek zorunda olmadığı kardeşlerini de düzenli aralıklarla eksiltmektedir.
Ne tuhaftır ki, zekâ piramidinin alt türlerini oluşturan hayvanları yaşamsal anlamını yitirmiş bir avcılık keyfi için tek tek ya da küçük gruplar halinde (örneğin tilki gruplarını siyanür ile) öldüren insan; kardeşlerini ufak ufak ortadan kaldırmakla yetinmemekte, bir çırpıda büyük sayıda benzerinin hayatına son verebilmek üzere uygarlığının en ileri, en karmaşık, en büyük organizasyonlarını yapmaktadır. İnsan insanı öldürmek için ordular kurar, en önemli bilimsel keşifleri ölüm teknolojisini geliştirmek için yapar. X ışınlarından lazere, nükleerden mikrodalga ve ultrasona, tüm buluşlar önce insan öldürmek amacıyla silahlanma sanayiinde gerçekleştirilmiş, neden sonra tıbbın insan sağlığı için kullanmasına izin verilmiştir!
Ancak kısa sürede çok sayıda insan öldürmek için yapılan teknolojik organizasyonlar, çok sayıda insanın çok sayıda insan öldürmeye koşullamaya yetmemekte, her bireyin içinde uyuklayan ŞİDDET güdüsünü açığa çıkaracak duygusal bir motivasyon kampanyası da gerekmektedir.
İşte insanın, hayvanlığını ne kadar geride bıraktığı insan topluluklarını savaşa hazırlayan bu motivasyon kampanyası sırasında belli olur. Ve günümüze bakarak size şunu söyleyebilirim ki, en azından Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, savaşa hazırlanan insanoğlunun ne hayvanca, ne de barbarca şiddet güdüsü bir gıdım törpülenmemiş, eksilmemiş, incelmemiştir!
1911 yılında, Fransızları ucu görünen büyük savaşa motive etmekle görevli savaş borazancısı Bayrak (Le Drapeau) dergisi, savaşa karşı olan bir avuç aydına 'solucan', çekingen duranlara 'hanım evladı' diyordu. Almanlar ise, Fransa'nın sömürgelerinden getirip 1914'ten öteye Kuzey cephesine sürdüğü kara derili Fransız askerlerine, 'hamamböcekleri'. 1914 ile 18 arasında kullanılan ve milyonlarca kişinin ciğerlerini kavurarak ölümüne neden olan zehirli gazlara karşı hassasiyet denekleri ise, tavuklar değil de güvercinlerdi!
Yıl 2003. İngiliz The Sun gazetesi, ABD'nin Irak saldırısına karşı çıkan Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a 'solucan' diyor. New York Post da hem Chirac, hem de Schröder'e 'sansarlar' demiş zaten. İnsanlığın 1911'den beri geçen keşifler, icatlar, uzay yolculukları, teknoloji ve kültür dolu 92 yılda eriştiği uygarlık düzeyi sanki hiç değişmemiş, iki dünya savaşında
bile incelip törpülenmemiş hayvansal eğilimleri.
Irak'ın tepesine boca edilecek milyonlarca 'akıllı bomba' ve ağzından burnundan mikrofonlar fışkıran yarı robot savaşçıların yanı sıra; gaz bombası atılıp atılmadığını anlamak için cepheye hâlâ TAVUK sevk edildiğini
görünce... Hayvansal güdülerin bile bazı insanlar için henüz varılamayacak bir kalite düzeyi olduğunu düşünüyor, insan!