Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Borç ve ceza

Radikal · 26 Şubat 2003

ABD ile AKP arasındaki pazarlığın niceliğini olmasa bile niteliğini anlamak için, her şeyden önce basının dilini çözmek gerekiyor. Örneğin 'gergin diyalog'dan mı söz ediliyor? Bilin ki Türkiye, stratejik müttefikinden yemiş fırçayı. Ama dün Cumhuriyet gazetesinin manşete taşıdığı bir 'gergin diyalog' var ki, eğer doğruysa, George W. Bush'un megalomanyaklığı karşısında Türkiye'nin zavallılığını sırtında taşıyan Yaşar Yakış'ın terbiyeli talihsizliğini gözler önüne sererken insanın kanını donduruyor:

Bush: "Beyler, ABD topraklarında yapacağınız bir şey kalmadı. Ülkenize gidin ve bu tezkereyi Meclisinizden geçirin!"

Yakış: "Birtakım zorluklarımız var. Uğrayacağımız zarar gerçekten büyük. Biz iki müttefik ülkeyiz, bizi anlayacağınızı düşünüyoruz..."

Bush: "Hiçbir müttefik beni sizin kadar uğraştırmadı!"

Yakış: "Türkiye aynı zamanda AB süreci içinde. Oradan değişik sesler geliyor."

Bush: "AB mi kaldı? Alın işte üçe böldüm."

Yakış: "Türkiye demokratik bir ülke. Uluslararası hukuk kurallarına da hep uydu. Bu operasyonla ilgili BM'nin takınacağı tavır da önemli."

Bush: "21. yüzyılda Birleşmiş Milletler gerekli mi değil mi, ona bakıyorum. Arkadaşlarımız bunu araştırıyorlar!"

ABD, aklı başında Al Gore yerine 500 oy farkla zırdeli Bush'u seçmenin bedelini çok ağır ödeyecek, biliyoruz. Ancak Amerikalıların bu tehlikeli manyağı seçmesinin bedeli, ne yazık ki başta biçare Türkiye, günahsız dünyaya da pahalıya patlayacak. Yukarıdaki ibret diyalog, aslında diyalog bile değil, monolog. Kuduz bir köpek dile gelse, ancak ABD'nin megalomanyak başkanı kadar havlar. Seçildiği gün 'Bu gözlere dikkat, dünyanın başına bela olacak' diye yazdığım mütekâmil şempanze eskisi, yalnız Türkiye'ye değil BM'ye, dünya milletlerine, Avrupa'ya hakaret ediyor!

İmam yellenirse cemaat altına yaparmış ya, üst takımı böyle havlayan Amerika'nın alt taklavatıyla Türkiye'de neler yapacağı, arkadaşım Tolga Şardan'ın Milliyet'te yayımlanan bir haberiyle ucunu gösterdi: Ankara'da görevli üç Amerikalı astsubay, kendilerini Diyarbakır'a götürecek bir Amerikan uçağına binmek üzere Esenboğa Havaalanı'na geliyorlar.

VIP girişinden geçmek istiyorlar. Türkiye'de yabancıların VIP girişini kullanabilmesi için valiliğin izni gerek. Türk yetkililer, izinleri

olmayan astsubayları, haklı olarak bırakmıyor VIP girişine. Bir görevli eşliğinde iç hatlar terminalindeki normal yolcu girişine gönderilen Amerikalılar, bu kez el çantalarını X-Ray cihazından geçirmeyi reddediyorlar. Çantalarda silah taşınması olasılığını göz önünde bulunduran Türk yetkililer, cihazdan geçirilmeleri konusunda ısrar ediyor tabii. Amerikalı astsubaylar da geçirmemekte direnince, alana giremeden Esenboğa'dan ayrılmak zorunda kalıyorlar.

Dün Tolga'yı aradım, bütün bunlar olurken Diyarbakır Havaalanı kapalıymış zaten. Yani Amerikalılar, Air Force'a bağlı uçağın kalkmayacağı anlaşıldığı için geri döndüler belki de. Olay önemsiz görünse de, şöyle bir durup düşünün: Bu iki Amerikalı'dan biri general Frank değil. Hatta üsteğmen Smith bile değil.

Ama ellerini kollarını sallaya sallaya geliyor, kendi ülkelerinde asla giremeyecekleri VIP salonundan geçmeye çalışıyorlar, Türkiye'de.

Ve kendi gümrüklerinde anadan doğma soyulup makatlarına kadar bakılsa bile sesini çıkarmayacak aynı astsubaylar, Türkiye'de çantalarını kontrol cihazlarından geçirmeden uçağa binebileceklerini sanıyorlar!

İşte bu üslup, 'dominant'ın 'domine'ye, emperyalin sömürgeye, sahibin köleye bakış açısıdır, sevgili okurlar. En acıklı yanı ise, sahibin uşağının, köleye sahibin davrandığından daha küçümser, daha nobran davranmasıdır. Uşaklar efendilerden, küçük adamlar büyük adamlardan daha çok ezerler. Çünkü komplekslidirler.

Megalomanyak Bush, kuşkusuz Almanya ve Fransa'ya, Türkiye'ye sinir olduğundan daha çok kızıyor. Ama bilmem yukarıdaki konuşmayı örneğin Alman Dışişleri Bakanı Joshka Ficher'e karşı yapabilir miydi? Bilmem üç Amerikalı astsubay, Berlin ya da Paris havaalanlarında VIP'den geçip X-Ray'den geçmemeye kalkabilirler miydi?

Borç yiğidin kamçısıdır, derler. Türkiye'nin sırtında şaklayan kamçı, yiğitliğinden uzun artık. Koşturacak yerde ayaklarına dolanıyor, diz çöktürüyor. 'Hayır!' diyememenin dayanılmaz hafifliği çok ağır, çok acı.