Irak için bir gün bile önemli
Radikal · 5 Mart 2003
Kırkına dek alkolik, kırkından sonra dinkolik George W. Bush'un 'delirium tremens'ini gerçek bir kâbus olarak görmeye hazırlanan Türkiye'de, Türk basınında çıkan kimi yorumlar beni çok şaşırtıyor. Anladığım kadarıyla ülkemizde, kimse savaş istemiyor. Halk istemiyor, parlamento istemiyor, iktidar istemiyor, muhalefet istemiyor, ordu istemiyor, basın istemiyor, ama yine de Amerika'nın yanında savaşa girecek Türkiye. Ya da dedelerimizden kalan daha uygun bir deyişle, sapkın Amerika, Türk tezkeresiyle Irak'ta gerdeğe girecek.
Hükümet ve ordu, ABD'ye verilecek desteği bir zorunluluk olarak açıklıyor. Türkiye'nin olayların dışında kalmaması, borçları, coğrafyası vb. gibi pek çok neden gösteriyorlar. Olabilir. Doğrudur. Sıraladıkları gerekçelere bakılırsa haklıdırlar. Hükümet ve ordunun, hatta serbest piyasa ehlinin yeni bir tezkereyi savunması, anlaşılabilir bir olgudur.
Ancak Türk basını ne hükümetin zurnasıdır, ne ordunun borazanı, ne de borsanın tellalı. Türk basını insanlığın sesidir, tüm alışveriş piyasalarından bağımsızdır, her şeyden önce vicdanı hür bir fikir ürünüdür, daha doğrusu öyle olmalıdır, çünkü gazeteciliğin tanımı budur!
Eğer demokrasi karşıt güçlerin dengesiyle kurulan bir uzlaşma rejimiyse, hükümet ve ordunun görevi nasıl tezkereyi savunmaksa, toplumsal vicdan sesi olması gereken basının görevi de yermektir; varılan uzlaşmanın Türkiye açısından daha dengeli, daha yararlı, en azından daha az zararlı olması bu çatışmayla mümkündür.
Sorarım size, emperyal Amerika'nın, ilk tezkerenin TBMM'de reddiyle geciktirilmesi kötü mü oldu? Şahsen bendenizi, Irak'a birkaç gün kazandırır, saldırı sıcaklara gelir, Amerikan Conileri ishal olup serilir diye sevindirdi; Amerika'ya kafa tutan savaş karşıtı ülkelerin elini biraz güçlendirdi ve... İkinci tezkereyi geçirmek için birkaç kuruş daha kopartacak 'Türk' hükümetine yaramadı mı sonunda?
Oysa bakıyorum ve şaşıyorum, tam da basına iktidar ve baskı odaklarından bağımsız, fikri hür, vicdanı hür gazeteciliğin yönünü göstermesi gereken kimi, hem de ağır top sayılacak basın erbabı, sanki gazeteci değil de Türkiye'nin ekonomisinden sorumlu devlet bakanı, maliye bakanı, iktidar partisi başkanı, başbakanı, hükümeti.. hatta Amerikan Savunma Bakanı, dışişleri bakanı gibi konuşmakla kalmayıp, YAZIYORLAR. Bakın konuşmaya bir şeycikler demeyeceğim, çünkü demedim deyip çıkarlar işin içinden ama, yazı tehlikelidir. Söz uçar yazı kalır. Üstelik bu basın erbabı, yazdıkları hükümetvari yazılarda, bugüne değin gizledikleri bir bağımlılığı itiraf ediyorlar farkında olmadan. Bakın nasıl:
Türkiye'nin her ne kadar savaş istemese de Amerika'nın yanında savaşa girmesi gerektiğini savunan kalemşorlar, FARKINDAYSANIZ, kendi fikir ve mantıklarıyla yetinmeyip, Irak savaşında Amerika'nın yanında yer almayacak bir Türkiye'nin başına gelecekleri, her gün MUTLAKA bir de Amerikan basını örneğine dayanarak anlatıyorlar. Ancak bu örnekleri verir ve alıntıları yaparken, Washington Post, Herald Tribune, Wall Street Journal vb. gibi gazetelerin de aslında özgün yorumlarını değil, Amerikan hükümetinin sözcülüğünü yaptığını öne sürüyorlar. Yani, demek istiyorlar özetle, bizim alıntı yaptığımız bu gazeteler Türkiye hakkında Amerikan hükümetinin
'Yazın' dediklerini yazıyorlar.
Adama sorarlar: Peki ya sen kimin 'Yaz' dediğini yazıyorsun? Washington Post, Wall Street Journal, Herald Tribune Amerikan hükümetine bağımlıysa, sen kime bağımlısın? Amerikan basınının bağımsız olmadığını bilmek, ileri sürmek; Türkiye'de de basının, en azından kendi konumunun bağımsız olmadığını itiraf sayılmaz mı?
Biz savaş karşıtları, belki aptal, ama kesin masumuz.
Ya siz akıllı savaş yandaşları, hanginiz masumsunuz?