Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kürt ateşi,Amerikan közü(2)

Radikal · 9 Mart 2003

Dün öğle yemeğinde Avrupa Basın Kulübü gazetecileri olarak, Pierre Lellouche adlı Fransız politikacıyı ağırladık. Doktorasını Harvard'da yapmış bir hukukçu olan Lellouche, bir zamanlar Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın göz bebeği, ciğerinin köşesi ve sağ koluydu. Bugün, Amerika'nın Irak'a saldırısını desteklediği için, savaşa karşı çıkan eski

patronuyla kanlı bıçaklı bir iktidar milletvekili. Pierre Lellouche yemek sırasında, tam olarak 'kazayağı salatası yatağına uzanmış jöle çırpıntılı kazciğeri' antresiyle, 'fırında yunus elması (patates demek) tarafından kucaklanan dana rosto' sortisi arasında, adını vermediği bir üst düzey Amerikan yetkilisine dayanarak ABD'nin Irak savaşında yanında yer almayacak bir Fransa'ya 'çok ağır, çok çok ağır bedel ödeteceği'ini anlatırken, yanımda oturan Berliner Zeitung'un muhabiri Alman meslektaşım: "Hale bakar mısın?" diye fısıldadı kulağıma. "İkna etmek için korkutmak ve tehditten başka seçenek kalmadı ellerinde!"

Türk basınında, adı verilmeyen üst düzey Amerikan yetkililerine dayanarak, ABD'nin Irak savaşında yanında yer almayacak bir Türkiye'ye ödeteceği 'çok ağır, çok çok ağır bedel'ler geldi aklıma. Sonuncusunu daha dün sabah okumuştum: Milliyet gazetesinde Yasemin Çongar'ın bir haberi, yine adı verilmeyen üst düzey, ama değişiklik olsun diye bu kez Türk bir diplomatın ağzından, eğer Irak savaşında Amerika'nın yanında yer almazsak, 'Fırsat kollayan Ermeni ve Rum lobilerinin heyula gibi üzerimize geleceği, ABD'nin de artık onları durdurmayacağı,' korkusunu salıyordu. Ya da sallıyordu. Yasemin, zeki ve çalışkan bir gazeteci. Öyle demişler, yazmış. Salan ve sallayan o değil tabii ki, o aracı.

İçten dıştan, onu bunu kullanarak savaş muhaliflerinin yüreğine korku salanların salladığı en azından 'Ermeni lobisi heyulası'nın bizzat ABD tarafından yaratıldığını öğrenmek içinse, ta 1890'lara uzanmak ve Ernest Grenier'nin gözlemlerine dalmak gerekiyor. Osmanlı'nın IMF'si, Düyunu Umumiye Müdürü ve Fransız casusu Grenier, bakın neler anlatıyor:

"1895-96 Ermeni katliamından hemen sonraydı. (Osmanlı döneminde) bir kaymakamlık olan Muş'a, çok sayıda Hıristiyan'ın Siirt yakınlarındaki Melefan köyünde, Kürtler tarafından öldürüldüğü ihbarı geldi. Bölgedeki konsoloslukların (yabancı ülke temsilcilikleri) ısrarlı baskısı üzerine Muş kaymakamı tarafından görevlendirilen bir müfettiş, Melefan'a gitti. Köye girişte, kendisini tepeden tırnağa silahlı otuz kadar Kürt bekliyordu. Karşılayıcıların elinde tüfek, belinde hem piştov, hem hançer; göğsünde çifte fişeklik, yok yoktu ayaklı silahhanelerinde. Her gün bu türden savaşçılara rastlamaya alışık müfettiş için manzara, ürkütücü olmaktan çok maskaralık sayılırdı. Ancak asıl maskaralık, müfettişi karşılamaya gelen Kürt beyleri kendilerini tanıtınca başladı: AMERİCK BEY, AHMED CHEKO, BOSTON BEY, vb. Özetle tüm Kürt beyleri asıl adlarını, tıpkı bir küfe üzüme karşılık değiş tokuş yapılan Kürt kadınları gibi, Amerikalılardan öğrendikleri, hatta insan ismi bile olmayan sözcüklerle değiştirmişlerdi. Ve bu durum, bölgede Amerika'dan gelen masalcı Hıristiyanların ne kadar etkili olduğunu gösteriyordu..."

Duyunu Umumiye Müdürü Fransız casusu Ernest Grenier, Kürdistan'da

'İngiltere tarafından madden ve manen desteklenen' Amerika'nın etkin varlığını, "ABD'nin bölgeye ilgisi sayısız misyonerleri ve Osmanlı hükümetinin İÇİNDEKİ adamları aracılığıyla aslında katliamdan önce başlamıştı," diye açıklıyor. "Amerikan gazeteleri, dergileri ilk Hiristiyan toplumların yaşadığı bu toprakların yeraltı ve üstü zenginliklerini öve öve bitiremiyorlardı. Kurumsal tepki gecikmedi. Yardımları artıran ABD hükümeti Asya'nın bu toprak parçasına el attı. Bölgede Avrupa'nın bırakın adam göndermeyi, gidip görmeyi bile aklına getirmediği uzaklıklarda, en ücra köşelere Amerikan konsoloslukları kuruldu, tespih taneleri gibi konsoloslar, konsolos yardımcıları atandı, Kürdistan'ın en küçük köylerinde bile Amerikan bayrakları dalgalanmaya başladı. En büyük yardımcıları, Amerika'ya yollanıp eğitildikten sonra bölgeye geri gönderilen Ermenilerdi. Bölgeyi karış karış parselleyen bütün bu ABD ajanlarının kimi yüzde yüz Amerikalı, kimi yerel halk arasından, hatta Asya yollarında derlenmiş kişiler olup dersini üniversitelerde değil, dünyayı geze geze öğrenmiş, pratik ve birkaç dil konuşabilen 'vatansever'lerdi. Yaptıkları hiçbir etkinlikte, kendi vatanları, ABD'nin çıkarlarını unutmuyorlardı..."

Bugünlük bu kadar, ey Türk ve Kürt okur! Fransız casusu Grenier'nin anılarına, ilerki günlerde devam...