Kapana kısılmak
Radikal · 14 Mart 2003
Her şeyin 48 saat içinde olup bitmesi acaba raslantı mıydı? 48 saat içerisinde Türkiye, Kıbrıs'ta çözümü tıkadı, HADEP'i kapadı.
Aynı 48 saat içerisinde AB, Türkiye'ye, "Kıbrıs'ı çözmezsen, bir yıl sonra AB toprağını işgal etmiş sayılacaksın," dedi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Abdullah Öcalan'ın adil yargılanmadığına karar verdi. 48 saat içinde Türkiye, AB'yi kendisine şantaj yapmakla suçlarken asıl, ivedi ve yaşamsal anlamda şantaj, ABD'den geldi: Sözüm ona uluslararası, yani tarafsız bir ekonomik değerlendirme kurumu olan Moody's, Amerika'dan para yardımı almayacak, yani Irak'taki kuzey cephesine tezkere vermeyecek bir Türkiye'nin kredi notunun düşürüleceği tehdidini savurdu. Zaten sonuncu, daha önceki ve öncekinden önceki 48 saatlerde de Türkiye'nin gırtlağı
tehditlerin binini bir paraya savuran ABD kartalının pençeleri tarafından sıkılıyordu, sıkılıyor.
Bütün bunların aynı zamana tesadüfen denk gelmesi mümkün değil. Türkiye'ye ister istemez Osmanlı İmparatorluğu'nun 1900'lü yıllarını anımsatan, ekonomik ve siyasal bir kapan kuruldu. Bir yandan AB tarafından dışlanıyor, öte yandan kucağına itildiği ABD tarafından haraca bağlanıyor Türkiye. Her iki taraftan aynı tehditlerle (Kıbrıs, Kürt, Ermeni davaları, borçlar) köşeye sıkıştırılıyor ve... En önemli ve tehlikelisi, uluslararası 'meşruiyet' dışına itiliyor. Savrulan tehditler uygulamaya konur ve örneğin Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta AB toprağını işgal etmiş sayılacak olursa, şöyle bir durup düşünün, Birinci Körfez Savaşı'nda Irak neyin bedelini ödemişti? Kuveyt'i işgalini değil mi? Türkiye'nin geleceğini kendi boylarıyla ölçenlerin, 'Haydi canım sen de, AB hangi işgalciye saldırmış ki Türkiye'ye saldırsın?' dediğini duyar gibiyim. AB yalnız başına savaşa girmez, silahla saldırmaz, evet. Ama gelecekte AB ile ABD'nin tıpkı Bush öncesi olduğu gibi aralarının düzelmeyeceğini, Bosna'da, Sırbistan'da, Kosova'da yaptıkları gibi ABD'nin önderliğinde birlikte hareket etmeyeceğini kim garanti edebilir?
Türkiye'ye savaş açılmaz 'belki', Kuzey Kıbrıs'ı işgal varsayımıyla. Ne çabuk unutuldu; 29 yıl önce yine Kıbrıs harekâtı yüzünden konulan ve Türkiye'yi temelden çökerten ambargo, Avrupa ve ABD'nin ortak ambargosu değil miydi?
Evet, bir kapan kuruldu Türkiye'ye. Daha doğrusu bir yandan AB, öte yandan ABD tarafından 'rehin' alındı. Üstelik, şimdilik araları bozuk kimi AB üyeleriyle ABD'nin Türkiye'den istedikleri 'fidye' aynı: Hem AB'nin tamamı, hem ABD istiyor KKTC'nin ortadan kalkmasını; hem AB ülkelerinin savaş yanlısı olanları, hem ABD istiyor Irak'a 'yolluk' tezkeresini. Yani aralarında çatışıyor gibi görünen kutuplar, Türkiye'den istenen fidyede birleşiyorlar.
Benim anlamadığım, aklımın almadığı, Türkiye'nin tıpış tıpış kendi ayağıyla nasıl gelip girdiği bu kapana. 'Nasılsa,' diyorlar kendi kendilerine, Türkiye'nin geleceğine miyoplar, 'AB bölündü, zaten bizi almayacaktı, koyver gitsin, arkamızda Amerika var!' Amerika'nın arkasına geçtiği ülkelere Kazıklı Voyvoda'dan farklı çaktığını kim gördü, duydu ya da tattı, bugüne kadar?
Diyelim ki HADEP, geçerli ve yasal gerekçelerle kapatıldı. İyi de, bunca zamandır sürüncemedeki davanın tam şimdi sonuçlandırılması şart mıydı? Biraz daha sürüncemede bırakılsa, şu Kuzey Irak'ta Kürtlerle yaşanan gerilim gevşedikten, Irak savaşıyla kapımızı çalan tehlike geçtikten
sonra verilse olmaz mıydı bu karar?
Ya Kıbrıs? Yalnışlıkla Kıbrıs doğumlu Türkiyeperest KKTC Başkanı Rauf Denktaş, sahibinin sesiyle 'Hayır!' derken AB'ye, diktatör müydü, demokrat mı? Halkının yüzde 90'ı çözüm ister ve AB'ye girmek için can atarken, tüm çözümlerin önünü tıkayan ve halka karşı, halka rağmen karar veren bir politikacı nasıl demokrat sayılabilir ki? Türkiye ve Denktaş, istenmedikleri bir yerde daha ne kadar ve neye dayanarak durabilecekler? Silah zoruyla mı? Silah zoruyla korunan bir statüko, uluslararası meşruiyetle nasıl bağdaşır?
Ve ABD'den ya da bir gün AB'den, ona buna saldırmak için uluslararası meşruiyet istendiğinde ne kadar inandırıcı olunabilir? Türkiye'nin Amerika'dan Irak savaşı için BM kararı, yani uluslararası meşruiyet isteminin neden kısık sesle söylendiği, niçin son günlerde zaten anılmaz olduğu, açık değil mi?
Bir süredir devlet ve devlet katında alınan TÜM kararlar, kaşını yapayım derken gözünü çıkarıyor Türkiye'nin, çünkü karar mercileri kör.