İmparatorun ölümü
Radikal · 16 Mart 2003
Yarın sabah, dev şirketler grubunun geçen yıl yaptığı ciroyu açıklaması bekleniyordu: 13 milyar euros... 75 yaşındaydı, ama her sabah tenis
oynuyor, 42 yaşındaki biricik oğlu ve vârisini yeniyordu. Çok uzun yaşamak için çıkmıştı yola, kurduğu imparatorluğun başında daha uzun yıllar kalmayı planlamıştı. Durduramadığı tek rakibi zamandı, ama onu da yavaşlatmayı beceriyor, dinç ve zinde kalabilmek için nerede bittiğini bilmediği servetinin bile keyfini süremiyordu: Çapkınlık yoktu hayatında. Alkol yoktu. Sigara yoktu. Öğle yemeği bir yoğurttan ibaretti. Yalnız bitki çayı ve su içiyordu. Geceleri televizyon seyrediyor, erken yatıp erken kalkıyordu. Yaşamı, üst düzeyde bir sporcu gibi disiplinli, zaten tek zevki de kendisini genç tutacağına inandığı spordu. Her sabah 20 dakika jimnastik, ardından tenis. Düzenli aralıklarla at biniyor, kışları ski yapıyordu.
Zaten yaşlılığa değil, zindelik takıntısına yenildi. Tenis oynamaya devam edebilmek hırsıyla, çok basit bir kalça ameliyatı için birkaç saatliğine yattığı hastanede ölümcül bir virüs kaptığı ortaya çıktı. Azrail, her şeyin önlemini alabilecek güçteki adamı, vücudunun zırhını delerek yendi. Servet ve iktidardan anlamayan virüs, bağışıklık sistemini yok etmişti. Ölüm kaçınılmazdı. Sekiz gün, yapay olarak yaşatıldı. Dünya borsalarında imparatorun ölümünden sonra imparatorluğun bekası (zaten hazırdı da, yine de birtakım önlemler gerekti) güvence altına alındıktan sonra, ölmesine izin verildi.
10 Şubat 1995'te, çok sevdiği eşinin kendisine doğum günü sürprizi olarak dünyanın en lüks lokantası La Tour d'Argent'a topladığı ve aralarında Bill Gates, Ağa Han, Gianni Agnelli gibi 'dostların' bulunduğu seçkin konuklara bakmış: "Bu adamlar Gaskonya'nın sekiz yüz nüfuslu küçücük köyünden çıkıp hayata sıfırdan başlayan benim için geldiler..." diye mırıldanmıştı gözleri hafifçe yaşararak. Davetin sonunda ayağa kalkmış ve teşekkür söylevini şu sözlerle bitirmişti: "Öldüğüm zaman, toprağa yolculuğumda yalnız annem, karım ve oğlum tarafından uğurlanmak istiyorum. Başka kimseyi istemiyorum. Geldiğim gibi gitmek."
Jean Luc LAGARDERE, soyadını taşıyan imparatorluğun kurucusu ve patronuydu. Bir medya devi: Yedi televizyon, üç radyo, 25 dergi, yedi gazete, iki fotoğraf ajansıyla Hachette Filipacci'ydi. Tam 34 yayıneviyle, Hachette Livre demekti. Bu dev grupların yüzde 100 hisselerine sahipti. ABD'deki Grolier, Fransa'daki Virgin Megastore'ların sahibiydi. Otomobil'de Renault'nun ortağı Matra Otomotiv onundu. Ama yalnız medyada değil, silah, hava ve uzay sanayiinde de imparatordu. Airbus uçakları, Eurocopter helikopterleri, Ariane füzeleri, Astrium uyduları, Dassault savaş uçakları, MBDA savaş roketlerinin yapımcılarını bir araya toplayıp Avrupa'nın bir numaralı savaş, hava ve uzay sanayii haline getiren EADS'ı, akıl ve dizayn edip önce Fransa devleti, ardından Alman devi Daimler-Chrysler'le anlaşarak kabul ettiren 'O'ydu. EADS'ı kurdu, işletiyordu ve yüzde 15'inin sahibiydi.
Sloganı, 'Bağımsızlık, cesaret ve sadakat'ti. 'Yaşam, bir tiyatro oyunu gibidir. İki anını ıskalamamak gerekir, girişi ve çıkışı' derdi.
'Girişimi başardım, sahneden çıkışımı da başarmak istiyorum. İster kaza, ister yaşlılıktan öleyim, benden sonrası şimdiden hazır.' Gerçekten de
oğlunu, yerini alacak biçimde hazırlamıştı.
Babasına tapan Arnaud Lagardere, uzun yıllardır Lagardere medya guruplarının başarılı patronu. Ancak... Havacılık, uzay ve silah sanayiini
sevmediğini açıkladı bir süre önce. İmparatorluğun bu sektörlerdeki geleceği, gölgeli.
Jean Luc Lagardere'in ölümü kaza sayılır. Formunun zirvesinde, 'yıldırım etkisi' yapan bir virüs çarptı. At ya da araba da olabilirdi.
Belki siz bu yazıyı okuduktan 24 saat sonra, bir savaş başlayacak. Savaşı hazırlayan ve başlatanlar, tıpkı Lagardere gibi çok yaşamak, hükmetmek için koşullanan, sınırsız güçlü, milyonlarca insanın ve insanlığın kaderini ellerinde tutan 'üstün' insanlar. Oysa ölüm, amansız, apansız ve yenilmez bir eşitlik tanrısı. Ve bu dünyayı kimseye bırakmıyor. Bazen bir virüs, bazen boğaza takılan cips kılığında geliyor. Saat çaldığı zaman.