Beddua
Radikal · 19 Mart 2003
Diyorlar ki: "Bakın gördünüz mü, Amerika zaten savaşacaktı, borsa düşüyor,
dolar yükseliyor, tezkere vermezsek mahfolacağız, aç kalacağız..."
Diyemiyorlar ki: "Amerika yüz binlerce Iraklıyı zaten öldürecek, biz de el verirsek borsa düşmez, dolar yükselmez, parasız kalmayız..."
Oysa bizim insanlığımızın ölçüsü ne borsa, ne para, sevgili okurlar. Bizim insanlığımızın tek bir ölçüsü var: Vicdan. Ve onlar satsalar da başkalarının kanını piyasalarda borsalarda, acımızdan ölürüz, yine de 'Hayır!' deriz savaşa. Tüm Türkiye halkı Amerika'ya boyun eğse, 'Hayır!' diyeceğiz, tek başımıza kalsak da. Çünkü biliriz ki 1990 yılından beri 200 bini aşkın erişkin ve yarım milyon Iraklı çocuğun kanına giren ve yarından öteye daha yüz binlercesinin kanında yıkanacak dolarların, hisselerin ve çıkarların bedeli, açlıktan daha pahalıdır.
Cinayetin bedeli, para değildir. Cinayete suç ortaklığı, hisse senediyle ödenmez. Kan lekesi, borsada yıkanmaz.
Canın bedeli can, kanın bedeli kandır.
Başkasının canını ve kanını, dolar ve borsaya vuranlara diyorum ki:
ABD'nin baş celladı Bush'un dilinden düşürmediği Tanrı, hepinizin belasını versin! Ve diyorum ki, bundan böyle başınıza gelecek her şeyi, Irak'ta girilecek masum kanından bilin. Yalnızca sizin sorumluluğunuzda olan bir tercihin hesabını, yine yalnızca kendinizin vermesini isterdim. Ama insanlığın ortak belleği, mazlum ahlarının asıl suçlulardan değil, masum çocuklarından çıktığını gösteriyor ne yazık ki.
ABD askerleri, Amerika'nın çocukları değil mi?
1990 yılındaki Birinci Körfez Savaşı'na 652 bin asker gönderdi ABD.
Savaşta ölen Amerikalı sayısı, 50'yi geçmedi. Bombalarını yağdırdılar, savaşı kazandılar, ülkelerine döndüler. Bugün, birinci Körfez Savaşı'na katılan her altı askerden biri, yani 100 bini aşkın asker, hasta.
9 bin 175'i öldü. Henüz yaşayanlardan doğan çocukların önemli bir bölümü ölü ya da sakat doğdu, bir bölümü kanserle boğuşuyor. Çünkü... Bu askerler, ABD'nin düşük yoğunluklu uranyum kullanarak imal ettiği, bilenen tüm metalleri delerek geçebilen ve bu yüzden 'tank katili' diye bilinen roket mermilerinin kurbanı oldular. Bu mermilerin radyoaktif olduğu ve değdiği her yeri radyoaktif hale getirdiği, Amerikan askerlerinden gizlenmişti. Tank katili mermilerle temas edenleri bir yana bırakın, bu mermilerin imha ettiği tanklardan, zırhlılardan 'savaş hatırası' parçalar alanlar, üstlerine çıkıp bakan, içine girip meraklarını gideren Amerikan askerlerinin tamamı ve çocukları, onulmaz bir hastalıkla boğuşuyor bugün. Binlerce Amerikan gazisi, ABD hükümetini mahkemeye verdi. Davalar henüz sonuçlanmadan, hükümet her hasta askere 50 bin dolar 'sus payı' tazminat ödedi. Mermilerin kullanıldığı bölgede, radyoaktif tank ve araç enkazlarının hâlâ kaldırılmadığı çölde yaşayan Iraklıların hali daha da feci. Sinekler gibi ölüyorlar. Ölü doğan iki başlı bebekleri, elsiz, ayaksız, ağzı yüzü çarpık ucube ceninleri görseniz, içiniz dayanmaz. (Kaynak: Amerikalı gazeteciler Audrey Broky ve Gerard Ungermann'ın 'Yalan Savaşı' belgeseli, USA 2000 yapımı, 60 dakika, Arte televizyonu)
'Körfez sendromu' adı verilen ve ilk Körfez Savaşı'na katılan Fransız ve İngiliz askerlerinin de daha az oranlarda yakalandığı bu hastalığa yol açan düşük yoğunluklu uranyumla imal edilen bombaların radyoaktivite saçtığını hâlâ resmen kabul etmedi ABD ve birkaç saat sonraki saldırıda yine kullanacak.
Daha neler neler, etkilerini bilmediği daha ne yeni yeni öldürücü silahlar deneyecek bu kez. Irak, gerçek şer imparatorluğu ABD'nin canlı fareler yerine insanları kullanacağı kocaman bir ölüm laboratuvarı, yarından öteye. Tabii Saddam Hüseyin, ABD'nin tüm oyununu bozacak bir sürpriz yapmazsa...
17 Mart Milliyet gazetesinde, Ömer Erbil'in haberiydi: ABD üssünün kurulduğu Kızıltepe civarındaki köylerde, üç haftadan beri hayvanlar telef olmaya başlamış. Önce tabii kuşlar. Sonra küçük ve büyükbaşlar.
İnsan, hayvanlar kadar masum olmadığı için midir nedir, daha dayanıklı bir memeli. Ama er geç, onların da hakkından gelir şer güçleri. Ya hemen ya da sonradan öldüren silahlarıyla.