Şamar oğlanı
Radikal · 22 Mart 2003
Mine G. Kırıkkanat
George Orwell, bilimkurgu romanı '1984'ün yalnızca iki boyutunda yanılmış: Özne ve tarih. Yazarın SSCB tipi bir rejime yüklediği tüm yaptırımları halen ABD yerine getiriyor. İnsanlığı gözleyen ve dinleyen Big Brother, ABD. Yöneten, cezalandıran ve ödüllendiren ABD. Üstelik neyi neye göre ödüllendirip cezalandırıyor, pek belli değil. Örneğin bugün Irak'ın tepesine yağdırdığı bombalar, gaddar diktatör Saddam rejimini yıkmak için. Oysa dün, daha gaddar bir dikta rejimini, Pinochet cuntasını Şili'nin tepesine vidalayan yine ABD idi.
Stephen Zunes, Amerika'nın Ortadoğu politikasını ve terörizmin kaynaklarını incelediği kitabı 'Tinderbox'ta (USA, 2002) bu değişimi özetle şöyle açıklıyor:
Soğuk Savaş sırasında Amerika'nın hedef tahtası, ulusal bağımsızlık mücadelesi veren halklardı. Tüm Güney Amerika, ABD Dolarları ve CIA'in eliyle birbirinden acımasız, perakende bile değil, toptancı kasap diktatörler tarafından donatıldı. Oysa şimdi, yani Soğuk Savaş sonrası, Amerika'nın hedef diye gösterdiği rejimler, tam da bu tür diktatörlükler. Çünkü Amerika, Soğuk Savaş rakibi SSCB'den kurtulunca hesaplarında balans ayarı yaptı ve düşman ilan ettiği kişi ya da rejim terörist ya da despot olunca, kendisinin 'emperyalist' gibi değil 'ezilmiş halkların yardımına koşan kurtarıcı' biçiminde takdim ve algılanmasından daha kârlı çıkacağına karar verdi. Yutan yutuyor tabii, ince beyinlerden değil, kalın kitlelerden, 'mass-media'dan söz ediyoruz. Aslında değişmeyen hedeflerinin 'takdimini' değiştiren Amerika, tarafsız medyaları uzak tuttuğu savaşlarında binlerce masumun katliamını da 'akıllı bombalar' ve yine kendi kendine yaptığı 'sineği gözünden vurup sivil halka zarar vermeyen atış' propagandalarıyla gizledi.
Amerika'nın dış düşmanlara yönelik bu politikasını devam ettirebilmesi, büyük ölçüde geleneksel olarak karışık askeri harekâtlara girişmeye çekinceyle yaklaşan ve barışa ağırlık veren Amerikan kamuoyunun desteği olmasa bile rızasını gerektiriyordu. İşte bu yüzdendir ki yıllardır, Amerikan kurmayları barış adına savaştıklarını vurguladılar. Vietnam savaşı, Amerikan kamuoyuna 'bir barış kuşağı' armağan etmek amacıyla sunuldu. Zaten aşırı silahlı Ortadoğu ülkelerine, 'İsrail ve komşuları arasında barışı sağlamak' için daha çok para yardımı yapıldı ve silah satıldı. George Orwell de '1984' romanında, 'Savaş barıştır,' dememiş miydi zaten?
Oysa bu barış adına militarizasyon teorisi, çok önemli tarihi bir gerçeği görmezden geliyor: Son yarım yüzyıldır, devrilen hiçbir dikta rejimi, ne yabancı bir ordu müdahalesi ne de yerli bir silahlı ayaklanma sonucu yıkıldı. Hemen hepsi, özgürlük haklarını talep eden sıradan vatandaşların pasif, ama kitlesel direnişleri sayesinde tarihe karıştı. Düzgün işleyen tüm toplumların, vatandaş üzerinde bir devlet otoritesine gereksinimi vardır. Devlet otoritesinin sürekli biçimde yerildiği rejimler ya kapsamlı reformlar yapmak zorundadır ya da yıkılır. SSCB bloku da böyle yıkılmıştır.
Amerika'nın Irak saldırısına Stephen Zunes'ün bu saptamaları çerçevesinde bakacak olursak, amaç bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getirmek diye açıklansa bile gerçekleşmeyeceği, zorbalıkla yerleştirilen yeni rejimin Saddam değil de Amerikan diktası olacağı açıktır. Irak'taki yeni diktatör Big Brother daha Irak'ı almadan komşulara emirler yağdırmaya başlamıştır.
Türkiye'ye 'Bilmem hangi ülkenin diplomatları casus, sınır dışı et!' diye buyurmak Saddam rejiminin haddi değildi. Ama ABD'nin haddi. Bugün Irak, yarın kıskaca aldığı İran, öbür gün Türkiye'ye haddini bildirmek için yola çıktı ABD. Vatanı daha pahalıya pazarlayalım derken bedavaya satanlarla, 6 milyara vermedin bak elinde kaldı diye yerenler arasında kaldığımız sürece, Türkiye'ye biçtiği tek bir gömlek var Amerika'nın: Şamar oğlanı.
Ta ki bıçak kemiğe dayanıp, onurlu bir millet olduğumuzu hatırlayana ve şamar attıranlarla atanlara aynı kararlılıkla 'Hayır!' diyene kadar.