Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Öyle de batar, böyle de

Radikal · 29 Mart 2003

Kafka'nın Şato'su, oldu size Pentagon. Tepeden doğrulanan ya da uydurulan haberlerle yatıp kalkıyoruz. Dün sabahtı, henüz sabah ciddiyetimi takıp takıştırmamıştım, biliyorum gülünecek durum değil ama, Pentagon tarafından doğrulanan bir haberi okurken, bastım kahkahayı: Amerikan deniz piyadeleri Evan James (20) ile Bradley Korthaus (28), savaşa gittikleri Irak'ta 'henüz' anlaşılamayan bir nedenle Saddam Kanalı'nı yüzerek geçmeye çalışmışlar. Görgü tanığı The Washington Post gazetesi muhabiri olayı şöyle anlatıyor: "Silahlarını ve hayli ağır kamuflaj giysilerini çıkarmadan, hiçbir önlem almadan kanala girdiler. Ve kaya gibi dibe çöktüler. Bir kabloya ya da ipe bağlı olsalardı, geri çekilebilirlerdi. Herkes çok öfkeli. Gereksiz trajik bir kaza."

Haberde, genelinde Amerikan deniz piyadelerinin, özelinde boğulan iki gencin teçhizatı sıralanmıştı:

Ağızlarında mikrofon, kafalarında miğfer, miğferin tepesinde gece görüş dürbünü, sırtlarında kurşun geçirmez çelik yelek, üstünde muharebe çantası, altında çöl geçirmez muharebe üniforması, bellerinde pompalı tüfek, artı kasatura, artı matara, artı tabanca, artı el bombalı kütüklük, artı walkie talkie, artı gaz maskesi; dizlerinde koruyucu dizlik. Yani normal zekâda normal insanın, normal mantıkla düşünecek olursa, boyunu aşan bir suya girdiği takdirde kendisini kurşun gibi dibe yollayacağını rahatlıkla bilebileceği her türlü ağırlık vardı üzerlerinde. Kaderin cilvesine bakınız ki, boğulan askerlerden yaşlısı 'cankurtaran', sanki fıkra gibi ama genci, su tesisatçısıydı!

Kendi kendime, geri zekâlı olmadıkları varsayımından yola çıkarak, iki askerin neye güvenerek bu kılıkta kendilerini suya attıklarını anlamaya çalıştım: Ayaklarında su geçirmez muharebe botları vardı! Su geçirmez ile suya batmaz kavramlarını karıştırmış, kanalın üstünden Hz. İsa gibi yürüyüp gideceklerini sanmışlardı kuşkusuz.

Türkiye'de sık sık, 'Bi şi olmaz abi' kazaları yaşanır, bilirsiniz. Adam benzin bidonu doldururken 'Bi şi olmaz' diye yakar sigarayı, uçar havaya. Daha geçenlerde, gaz kaçıran tüpgazın nereden gaz kaçırdığını anlamak için kibrit çakan 'Bi şi olmaz'cı tamirci, ev ve halkıyla birlikte patladı. Cennet ülkemizin akarsuları, yüzme bilmeden yüzmeye kalkarak boğulanlarla yetinmeyip, boğulmakta olanları kurtarmak üzere yüzme bilmeden boğulanın peşinden atlayıp birlikte boğulanlarla doludur. Kokarsularımız ise, maske takmadan kanalizasyonlara inip zehirli bokgaz kurbanı kanalizasyon tamircileri kaynar. Ya yangınlarımız? 'Bi şi olmaz abi' diye maske takmadan alevlere dalan kaç itfaiyecimiz dumandan boğularak ölür yangınlarda.

O itfaiyeciler ki yangınları söndürmeye, can kurtarmaya giderler, kendi canlarından olurlar sık sık.

Ve biz çokbilmişler takımı, ülkemizde yaşanan bu gereksiz trajik kazaları tedbirsizliğe bağlarız, cehalete bağlarız, içimizdense ne kadar geri zekâlı bir halk olduğumuzu anımsarız, her olayda, bir kez daha.

Meğer yanılmışız. Genelinde Irak'taki Amerikan ordusu, özelinde Saddam Kanalı'nda boğulan iki Amerikan genci ne tedbirsiz, ne de cahil. Tam tersi, hatta başlarına ne geliyorsa aşırı tedbir ve aşırı bilgiden geliyor.

Öyleyse ileri zekâlılık, niye geri zekâlılıkla aynı sonucu veriyor?

Bilmiyorum, ama zekâda ileriyle gerinin aynı kapıya çıktığı kesin ve bu gerçeği anlayıp uygulayan birileri daha var: Bizim AKP hükümeti. Savaşın duman perdesinden istifade, Başbakanlığa bağlı Basın Halkla İlişkiler Müşavirliği'ne atadıkları yeni elemanlar arasında Sivas belediye memuru, Tarım Bakanlığı memuru bulunmakla kalmayıp, bir de HAYVANAT bahçesinde gişe memuru var! Yeni Basın ve Halkla İlişkiler Başbakanlık uzmanlarımızdan bir diğeriyse, emeklilik yaşını 61'e indiren AKP tarafından 64 yaşında ataması yapılan bir jeomorfolog!

Hayvanat bahçesinde gişe memurunun basın ve halkla ilişkiler uzmanı kesilmesinde bir keramet var elbet. Otun çok olduğu yerde tarımcının varlığı da anlaşılabilir. Belediyecilik gazetecilikle ilgisiz görünse de, yeni basın ilişkilerine bir Sivaslı'nın karışması da tarihsel bir hatırlatma sayılır. Ama emekli bir jeomorfoloğu anlamak kolay değil. Tayyip efendi ne demek istedi acaba? Bizim basın mı jeomorfolojik, yoksa halk mı?

Adam sen de. AKP hükümeti öyle de batıyor, böyle de. Suda bile değil, karada hem de.