Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Bakıyorum da size…

Radikal · 2 Nisan 2003

Daha düne kadar ABD'nin yanında savaşa girmedik, mahvolacağız diye dövünenlere bakıyorum da, hepsinde maaşlar kallavi, yazlık kışlık villalar vaki, yarınlar dünden baki. Tuzu kuru, küpü sıkı dolu olanlar ağlaştılar hep, Amerikamca'yı gücendirdik, öldük bittik diye nedense, farkında mısınız, dostlar?

ABD'ye el vermeyelim, yanında savaşa girmeyelim diye haykıran ve insanı ve hakkı ve hukuku ekonominin üstünde tutan bizler, yarınları güvencede olmayanlarız. Çalışabildiğimiz sürece varız, yoksul değilsek de zengin sayılmayız. Tarlasına düşen bombayı almaya gelen Amerikan askerine taş ve çürük yumurta atan en cesurlarımız, Güneydoğulu köylüler ise cebi tümden delikler.

Ne demek bu? Nasıl oluyor böyle?

Bu şu demektir ki, aziz okur, naçiz yazarınızın dahil olduğu orta halli insanlar bir yana, Türkiye'nin en yoksul vatandaşları bile Irak'ta işlenen insanlık suçuna para karşılığı ortak olmayı, yataklık yapmayı ve göz yummayı reddettiğine göre... ABD'ye 'vermeyince' kaybettik, bittik, battık diye çığıranların KİMİN parası için korkup bağrıştıkları açık değil mi?

Onlar ki her zaman, her şeyi herkesten iyi bilirler. Başbakanlarla, bakanlarla, tüsiyadcılarla görüşürler. Makro ekonomi ve makro politikadan söz ederler ve görüştükleri yüksek mercilerde söz sahibidirler. Türkiye'nin nasıl yönetilmesi gerektiğini sütun sütun öğretirler. Ancak ya Türkiye'nin yönetenleri kalın kafalıdır ya da onlar kötü öğretmen, bir türlü kurtulmaz bu vatan.

Neden?

Çünkü onlar, bir gün bile tünedikleri içi boş makro ekonomi ve makrosu tın tın siyaset tepelerinden inip mikrobik ekonomi ve mikrobik siyaset kurbanı memura, emekliye, işçiye, işsize, köylüye ne diyor, ne yiyor, nasıl yaşıyor diye bakmaz ve en önemlisi, ne düşünüyor diye kulak vermezler.

Çünkü onlar, dolgun maaşlarını makrolardan alırlar ve aynı masayı paylaşmak şerefini kendilerine nail edenlerden öğrendiklerini satarlar sütunlarında, hayatlarında hiç aynı zamanı ve mekânı paylaşmadıkları mikrolara.

Çünkü onlar, kendilerini üstün sanan vasatlardır. Zekâ vasatları, vicdan vasatları, ahlak vasatları. İnsan vasatları.

Farkındaysanız, aşağılık demiyorum, vasat diyorum onlara. Çünkü kendi yaşam düzeyleri, kendi pozisyonları, kendi paraları, kendi maaşları için korkarken Türkiye ile özdeşleştiklerini sanıyorlar samimi olarak. Çünkü mercimek kafalarında Türkiye'yi onlar temsil ediyor, Türkiye onlardan ibaret, başka bir Türkiye'nin varlığından habersizler. Onların çıkarları Türkiye'nin çıkarları, gerçekten inanıyorlar buna. Oysa Türkiye'ye biçtikleri tüm patronlarda yanıldılar. Diktikleri tüm akıllar ya bol geldi ya dar. Ya üstünden kaydı, ya içine sokamadılar bu milleti, hazırladıkları formata. Öngördükleri politikalar tutmadı. Tuttukları politikacılar çuvalladı. Ver dedikleri tavizler verilmedi, verme dedikleri zorla alındı, bilmezden gelmeyi tercih ettiler. Bilmedikleri, görmezden geldikleri Türkiye her zaman yanılttı onları. Çünkü insanlık cebe sığmaz, vicdan cüzdana. Beyin, yürek ve ciğer bankada durmaz. Ama onlarınki, borsada.

Onlara söylüyorum: Hey, siz!

Dün 'Savaşa biz de karşıyız, ama madem olacak bari girelim de Amerika'yı düşman etmeyelim, yoksa ekonomi batar!' diyen ve bugün, dün söylediğini unutturmaya çalışır gibi, 'Amerika şunu da hesap etmedi, bunu da, işte böyleden şöyle' diye şipşak biteceğini beklediğiniz savaş uzar ve kan ve yıkım her gün biraz daha artarken neler hissediyorsunuz? Hafif kızarıp utanma durumları falan var mı?

Ya maaşının yarısını Amerikan boyunduruğu borçlardan kurtulalım diye hükümete gönderen memura ne diyorsunuz? Romantik, duygusal ya da aptal mı? Hiç yorulmayın, tüm yargılarınız gibi hiçbir önemi yok sizin ne söylediğinizin. Çünkü bu vatanı ne sizin gibiler kurdu, ne sizin gibiler savundu.

Ve eğer kurtulacaksa, sizin sayenizde olmayacak. İyi ki.