Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Tüh,yine kaçırdık!

Radikal · 4 Nisan 2003

Amerikamcayı gücendirdik diye kafasını olmasa bile kalemini yerden yere vuran yeğenler, Colin Powell'ın milletimizi olmasa bile iktidar illetimizi

şereflendiren ziyaretiyle rahatladılar. Ve ziyaretin sebebi değilse de sonucu, en veciz biçimde şöyle açıklandı: 'Powell ile öpüşüp barıştık', 'Powell öptü ve gitti.' Ancak en müthiş haberi, sayın Taha Akyol dün Milliyet'teki köşesinden çaktı:

"Abdullah Gül ile Powell'ın kimyaları uyuşuyor. Basın toplantısından sonra konuta girip koridordan yemek salonuna yürürken el ele tutuşmuşlar..."

Vay canına. Ben haberin böylesini severim. Kitap gibi kadın derler ya, Abdullah Gül ile Colin Powell de haber gibi erkekler. Çevir çevir oku. Ama ilk tepkim, dünya ve Türkiye'de trendi yükselen eğilimi düşünerek, elimde olmadan bağırmışım: 'Eyvah! Siz de mi?...'

George W. Bush ile Tony Blair de Irak'a saldıracaklarını, el ele tutuşup açıklamışlardı biliyorsunuz. Irak'ta henüz üste çıkamadılar, ama dünya televizyonlarında ve internet sitelerinde Bush'a erkek, Blair'e kadın sesiyle 'In your eyes...' diye düo yaptırılıyor. Yani el ele tutuşup savaş konuşan muktedir erkeklerin sicili, dünya kamuoyu nezdinde Bush ve Blair izdivacıyla mühürlendi. Colin Powell'ı belki başkanı Bush el ele dolaşmaya alıştırmıştır, bizi ilgilendirmez. Ama Abdullah Gül'e yakıştıramadım doğrusu. Her ne kadar AKP iktidarına muhalifsem de, o Türkiye'nin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ve ben bir vatandaş olarak kendisinin, ABD'li meslektaşı bile olsa bir erkekle el ele dolaşmasını beğenmedim. Tek tesellim, görüntünün televizyonlara yansımamış ve Taha Akyol'un sütunuyla sınırlı kalmış olması.

Ya dünya televizyonları ve internet siteleri, Bush/Blair düosuna yaptırdıkları gibi el ele tutuşan Gül ile Powell'a da 'No more without

you', yani 'Bir daha asla sensiz...' şarkısını söyletselerdi hem hepimizin ağrına gider, hem de fırça bıyıklı Abdullah Gül'e kastra sesi çıkarmak hiç uymazdı, hiç.

Koskoca ABD'li Powell dururken, Irak operası, pardon operasyonunda Türkiyeli Gül'e biçecek değillerdi herhalde bariton rolünü!

Neyse. Abdullah Gül kardeşimiz ucuz atlattı vartayı ve BBC ya da CNN'in eline düşmekten iyidir, benim dilime düşmekle kurtardı paçayı. Sayın Taha Akyol'u saymıyorum, çünkü o zaten iyi niyetli bir yaklaşım sergiliyor ve inanılmaz değerde ayrıntılar içeren haberiyle bu işin dallanıp budaklanmayacağına dair yüreğimize sular serpiyor. Örneğin, öyle rastgele uluorta değil, 'konuta girip koridordan yemek salonuna doğru yürürken' el ele tutuşmuşlar.

Allah korumuş, valla! Ya Köşk'e birlikte çıktıkları Powell'ın arabasının içinde, Amerikan ramboların ortasında ya da Türk asker, sivil ve gazetecilerin gözü önünde inerken tutuşmaya kalksalardı? Ya kimyaları iyice birbirini tutup Cumhurbaşkanlığı merdivenlerini de el ele çıksalardı? Atatürk'ün portresi ve Sezer'in önünde de el ele dursalardı, ne olurdu halimiz? Çızdırır mıydık, çızdırmaz mıydık şeyi? (Neydi o şey, sahi?)

Sonracığıma, yine sayın Taha Akyol'dan öğrendiğimize göre, Dışişleri Konutu'ndaki yemekte ne varsa yememişler. Zeytinyağlı enginar, suböreği ve balık şişten sonra 'Türk tatlıları' yerken yerken, yemekten önce el ele tutuşmanın verdiği rehavetle Powell, 'Eh, bizim de hatalarımız oldu...' deyivermiş.

Ahh ülen ağğhh! Madem el ele tutuştular, şu işi tam yapsalar, şöyle bir sarılıp öpüşseler, mülayim enginar, tarafsız balık ve rahvan tatlı yerine, bostan patlıcanıyla yapılmış imambayıldının ardından iki buçuk acılı adana attırıp üstüne de izotlu şalgam suyu içseler... Abdullah Gül'e bir şeycikler olmazdı ama o Powell var ya, özür dilemek ne kelime, 6 milyarı vermedik diye nedamet getirir, iki göz iki çeşme kendini yerden yere atardı, yemin billah!

Yine neler kaçırdık desenize...