Barışı kaybetmek
Radikal · 5 Nisan 2003
Çağımızın bence en önde gelen düşünürü Gilles Deleuze (1925-1995),
'Görüşmeler' adlı kitabında, günümüz sosyal örgütlenmesini şöyle özetler:
"Disiplinli toplumların yerini denetim toplumları alıyor. Denetim toplumunda, fabrikanın yerine şirket geçti. Bize şirketlerin de birer ruhu olduğunu öğretiyorlar. İşte bu ruh meselesi, dünyamız için en korkunç haber! Çünkü pazarlama, sosyal denetim aracı olarak kullanılıyor. İnsanlar artık tutsak değil, ama borçlu. Gırtlağına kadar borçlu..."
İşte Irak savaşında, Irak'la başlayıp Irak'la bitmeyecek olan 'piyasaya endeksli silahlı gasp' dönemine bu yüzden girildi. Tüm dünya kamuoyu gibi Türkiye'de, ABD'nin süper gücüne "Başa çıkılamayacak, dolayısıyla desteklemek gerek," diyerek boyun eğmek yandaşları, gerekçelerini neye dayandırıyorlar? Piyasaya. Peki Türkiye'de piyasa dediğiniz ne? Türkiye'nin boyunu çoktan aşan ve doğmamış kuşakların bile gırtlağına yapışan borçların pazarı değil mi?
Halen Türkiye'de, 'pazarlama' dedikleri marketing aslında 'borçlanma'. Size de öğretmediler mi şirketlerin birer ruhu, bir 'şirket ruhu' olduğunu?
İyi ama, ruhu olan şirketlerle nereye vardık? Borçlanmadan ibaret pazarlamaya. ABD'ye bağımlılıktan ibaret borçlanmayla da, işte bugün Türkiye'nin üstünde sosyal denetim aracı olarak "Aman süper gücü kızdırmayalım, yoksa piyasa batar" baskısı kullanılıyor, sevgili okurlar.
Oysa bu piyasa, bu pazarlama yani bu borçlanma sistemine boyun eğdiği sürece, Türkiye ABD'nin ağzına vur, lokmasını al esiri olsa da kurtulamaz. Ancak daha çok borçlanır. Oysa dik durur, karşı çıkarsa bir şansı var. Çünkü ABD... SAVAŞI KAZANMADAN BARIŞI KAYBETTİ!
Ve kaybettiği barışta, Türkiye'ye daha çok ihtiyacı var. Giriştiği tüm silahlı mücadelelere hep 'barış' gerekçesiyle girer, 'Barış operasyonu' gibi isimler takar, Amerika. Çünkü dünyaya ekonomik gücüyle kabul ettirdiği küresel piyasa sisteminin olmazsa olmaz şartı, bir numaralı kuralıdır 'barış'. İşte Irak'ta dünya barışını kaybetti ABD. Saddam rejiminin ayakta kaldığı her gün, işgal güçlerine atılan her kurşun ve çökertilen her direniş, tüm insanlığı biraz daha düşman ediyor bu savaşı başlatanlara.
Oysa hiçbir süper güç, barışçı olmayan yollardan dünya imparatorluğu kuramaz. Baskıyla bir ülke yönetilir, iki ülke, üç ülke yönetilir. Ama dünya yönetilemez. Çünkü tam da piyasa ekonomisi, hele küreseli, baskıya gelmez. Bir denge meselesidir.
Ve ABD ekonomik anlamda en başta kendisi için çok kötü bir zamanda açtı bu savaşı. Amerika halen dünyanın en borçlu ülkesi. 3 trilyon dolar dolaylarında bir bütçe açığı var. Bugüne değin dünya, referans döviz birimi olarak Amerikan Doları'nı kullanıyor, dolayısıyla ABD istediği kadar para basıyor, bütçe açığı da önem taşımıyordu. Oysa artık karşısında bir rakip var: Euro. Bazı ülkeler, döviz rezervlerini yarı dolar, yarı euro olarak değiştirdiler.
Ancak euro'nun ortaya çıkışı, bir gerçeği de serdi gözler önüne. ABD'nin bastığı ve dünyaya dağıttığı dolarların karşılığı yok. Yiğit Bulut'un Radikal'de yayımlanan 3.04.2003 tarihli ve "Cebinizdeki doların karşılığı var mı?" makalesini dikkatle okumanızı öneririm.
Çünkü ABD ile İngiltere'nin Irak'a saldırmasının altında yatan nedenlerden biri de, aslında doların euro'ya karşı ölüm kalım savaşı. Ne tesadüf, Irak da tüm döviz rezervlerini euro'ya çeviren ilk ülkeydi!
Savaş nedir sorusuna, Napolyon: "Para, para, para!" demişti. Türkiye, "Borç, borç, borç!" diyor. Amerika borç basıyor. Hem kendisi, hem dünya için.
Ama borç harç, barışı bitirmeyi başardı. Bakalım 'Küresel Piyasa Harbi'ni kazanabilecek mi?