Dünyamız da sırada
Radikal · 9 Nisan 2003
Mine G. Kırıkkanat
İkisi de insan, ikisi de dünyalıydı. Birine bizzat babası hazretleri adını vermiş, ötekisine babasının inandığı halife hazretlerin adları takılmıştı. George W. Bush ve Ali İsmail Abbas. İkisi de insan, ama dünyada birincisinin dediği oluyordu.
Ali İsmail Abbas, çocuktu, iştahlıydı, önüne ne koyarsa annesi, yiyordu. Ancak fazla bir şey konulamıyor, yarı aç, yarı tok yattığı yer yatağında, küçük kardeşiyle birlikte uyurken büyümeye çalışıyordu.
George W. Bush, bülbül sütü istese bulunup getirilir, canı Bengal kaplanı kızartması çekse, yine tedarik edilirdi. Yediği önünde yemediği arkasındaydı ama, onun da önüne fazla bir şey konulmuyordu işte. Çünkü çıkardığı savaş tansiyonunu çıkarmıştı, oysa savaşın selameti için çok sağlıklı ve dünyanın ABD'ye nedameti için çok uzun yaşaması lazımdı, dolayısıyla olanaklarına ters orantılı besleniyor, tıkınmaya alışık olduğu için de yarı aç geziyordu doktorun izin verdiği yiyeceklerle.
Ali İsmail Abbas'ın kursağına o akşam bir tas nohutlu pilav girmiş, yaşamaya çalıştığı Bağdat'a atılan bombaların seslerini dinleyerek uyumuştu o gece.
O uyurken George W. Bush, oval bürosunda ayaküstü atıştıracağı (çünkü hem savaş vardı vakti yoktu hem de masa adabına pek alışık değildi) öğle yemeğini bekliyordu. Acıkmıştı. 'Ne var bugün?' diye sordu sekreterine. Sekreteri uşağa sordu. Uşak aşçıya.
Mönü, haşlanmış tavuk ve söğüş domatesten ibaretti. George W. Bush, yersiz bir umutla sordu: 'Sandviç mi bari, bol mayonez, turşu falan?' Hayır, ekmek yemesi yasaktı. Mayonez yasaktı. Turşu söz konusu bile olamazdı.
Tavuğun yağsız beyaz etini yiyecek, üstüne tuz bile ekemeyecekti. George W. Bush'un aklına sabah yutturdukları yulaf lapası geldi, birden tepesi attı: "Hiç olmazsa bütün getirin tavuğu, açım, aç, anladınız mı? Kemiklerini bile yiyebilirim!"
Doktora soruldu, "Derisini soyarsanız, bir kereye mahsus olabilir!" dedi.
Beyaz Saray aşçısı, alelacele yeni bir tavuk haşlarken Bağdat'ta bir semt bombalanıyor, binalar alev alev yanıyordu. Derilerini soyarken tavuğun, Ali İsmail Abbas'ın evine bir füze isabet etti. Çatıyı delip geçen füze evin içinde patladığı sırada, tavuk tepsiye yerleştiriliyordu. Aşçı tavuğun yanına domates söğüşlediği sırada, Ali'nin annesi, babası ve kardeşleri parçalanıyordu. Tepsi oval odaya götürüldüğü sırada, Ali'nin annesi, babası ve kardeşi yanıbaşında ölmüşlerdi.
Haşlanmış tavuk Bush'un önüne, parçalanmak sırası Ali İsmail Abbas'a gelmişti. Bush, hayvanın sağ kanadını kopardığı sırada, Ali'nin sağ kolunu kopardı bir mermi parçası. Bush tavuğun sol kanadını kopardığı sırada, sol kolu koptu Ali İsmail Abbas'ın. Tavuğun göğsüne saldırdığı sırada Bush, Ali'nin göğsünü alevler yalıyordu. Butları kemirdiği sırada rejimdeki başkan, Ali'nin bacakları...
Bush sulu domates dilimlerini ısırdığı sırada, Ali'nin kopuk kollarından oluk oluk kan fışkırıyordu. Bush'un gömleğine bir damla domates sıçradığı sırada, Ali'nin taze kanı, insan olanın vicdanına sıçradı.
Sonunda bitirdi haşlanmış tavuğunu ve söğüş domatesini George W. Bush.
Kemiklerin kaldığı tepsi geri götürüldüğü sırada Beyaz Saray mutfağına, Ali İsmail Abbas'tan geri kalanlar da sedyeyle götürülüyordu Bağdat'ın Kindi Hastanesi'ne.
George W. Bush arkasına yaslanıp geğirdiği sırada, çoluk çocuk yüzlerce insan son soluğunu veriyordu Bağdat'ta. Çaktırmadan yellendiği sırada, Irak'ta onlarca bina daha havaya uçtu. Varın siz sıralayın, sırada ne kaldıysa... İnsanlıktan.