Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Yanık kafalar

Radikal · 12 Nisan 2003

Naçiz yazarınız, "Ne Şam'ın şekeri, ne Arabın aganigi aleti..."yle başlayıp 'sübyancı çöl bedevi'sinin öğretisiyle ne köy ne de kasaba olunacağı analiziyle devam eden ve "Araplar bizi sırtımızdan hançerledi!" yargısıyla son bulan bir laik Cumhuriyet kültürüyle büyütüldü. Bu altyapının üzerine karınca kararınca kendi tuğlalarını çıktıkça fark etti ki, yaşken eğildiği kültür buram buram ırkçılık kokmaktadır. Üstyapısını ırkçılıktan temizlemeye özen gösterdi.

Ama biliyor musunuz? İnsanoğlu, köpre zihin kayıtlarını kolay silemiyor. Naçiz yazarınız da bilinçaltına işlenmiş Arap sevgisizliğini bastırdı, uyuttu, ama kökünden silip atamadı. O ırkçılık hep küçücük bir işaret bekler, Araplığın olumsuzluk hanesine düşen her kayıtta, dört nala çıkar gelir bilincinin derinliklerinden.

Sanırım Irak'ta olup bitenleri Türkiye'den seyreden insanların büyük bölümü, yukarıdaki itirafın aynısını ya da çok benzerini kendilerine yapabilirler. Kendi kentini yağmalayan, talan eden, dün Saddam'ı bugün Bush'u yalayan Araplar ve onları hayretle seyreden işgalci Amerikalılar, İngilizler. Duygularımı şöyle bir harmanladım ve birden, Iraklılar ele güne, onları adam yerine koyan milletlere ve en çok da düşmanlarına karşı rezil oluyorlar diye utandığımı fark ettim.

Sonra sordum kendi kendime: Biz Türkler, nerede farklıyız Araplardan? Yanıtını düşünürken küçücük bir haber çarptı gözüme: Kırklareli Lüleburgaz ilçesinde, düğününe on gün kalan 18 yaşında güzeller güzeli bir genç kız, Tuğba Türe, nişanlısıyla tartışmış, nişanlısına bahçeye çık balkona bak, diye bağırmış, dediğini yapan delikanlının gözleri önünde kendini balkondan atıp intihar etmişti. Masmavi gözleri artık bir daha gökyüzüne açılmayacak güzel Tuğba'nın intihar nedeni, düğüne davetli taşıyacak otobüsün 200 milyonluk ücreti yüzünden çıkan kavgaydı.

Latin dillerinde, değmeyecek nedenler uğruna yaşamını feda etmek cesaretini gösteren kişilere, 'yanık kafa' diyorlar. Kendi kendime, "İşte fark burada!" dedim. "Bizim milletin kafası bozulur, gözü dönerse, varlığını feda dahil, yapmayacağı delilik yoktur."

Kahramanlık ise sevgili okurlar, bir davaya hizmet ettiğine koşullanan delilikten ibarettir ve dava doğruysa, güzel bir deliliktir. Ben böyle delileri sever, zaman zaman kendim de deliririm. Herkesin aklı başında, kokmaz bulaşmaz takıldığı ve taraf olmadığı bir dünya, hiç çekilmez.

İnsanlığa yeni ve ilginç renkler katan, hatta tarihi yazan, uygarlıkları yaratan tüm kişilikler 'yanık kafa'lardır; yeri gelince gözünü karartıp risk alan, tehlikeyi hiçe sayan, doğru ya da yanlış davalara koyulan delibaşlar. Saldırı ya da savunma fark etmez, savaş alanında cesaretini kanıtlayan kahramandır.

İşte Irak'ta, bu payeyi yitirdi gerek Saddam ve şürekâsı, gerekse Sünnisi, Şiisi ve Kürdüyle, topyekûn Irak halkı. Kaybetmenin de bir raconu vardır. O raconu, hem de doğru bir davada gösteremediler. Aynı raconu, yanlış bir davada Hitler de gösterdi, Alman halkı da. İspanyollar, hem yenen faşistleri ve hem yenilen cumhuriyetçileriyle karşıt cephelerde bile ortak raconu cilalamakla kalmayıp, yarım yüzyıllık bir faşizmden sonra demokrasiye geçiş sürecinde tüm dünyaya parmak ısırtacak bir olgunlukla ikinci kez parlattılar.

Tarihteki farklı örnekleri düşününce, kahramanlık raconunun da bir kültür meselesi olabileceği aklıma geldi. İşte orada durdum ve Türk milletinin belki çoğunluk, belki azınlık bir bölümünün Irak'ta olanların aynısına karşı, Iraklılarla aynı davranışı gösterebileceği kuşkusu düştü içime. Bir otorite boşluğunda, benim milletimin de yağmaya girişmeyeceği, sahipsiz malları talan etmeyeceği, hatta otorite boşluğunu yaratan ve doldurmaya aday işgalcinin elini öpmeyeceği pek de o kadar kesin değildi... Hele henüz koltuğunda oturan otoritelerin kendi yaptıkları ve sürdürdükleri talanı, otorite boşluğu bile doğmadan sahibi olmadığı toprakları işgal eden, iki gün açılmayan dükkânı yağmalayan, kitlesel olayları hep yakıp yıkmaya dönüştüren, bir şey bulamadı mı çiçek tarhlarının üstünde tepinen, dün ayaklarını yıkadığı suyu içtiği liderlerin ertesi gün ipini çeken insanlarımızın yakın tarihini düşününce... İyice kaçtı keyfim.

Aslında dünyanın hiçbir köşesinde, hiçbir halkın diğerinden farkı yok. Tüm kalabalıklar, binicilere göre kişneyen atlar. Kahramanlar hep azınlık, hep tek tük ve kendi at sürüsünü peşine takmayı beceren 'yanık kafa'lara LİDER, diyorlar.