Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

İki kadın,dört hayat

Radikal · 20 Nisan 2003

Şaziye Mirza, çirkine güzel dedirten bir kadın. 1960'lı yıllarda Birmingham'a yerleşen Pakistanlı bir aileden İngiliz pasaportuyla doğmuş. Tali mesleği biyokimya öğretmenliği olan 29 yaşında bir Müslüman. Şaziye Mirza, dünyanın ilk kadın ve Müslüman güldürü sanatçısı. Asık suratlı, pos bıyıklı babası ile kendisine gelecek olarak "tabii ki Müslüman ve tercihen Pakistanlı" bir koca düşleyen ev kadını annesinin sunduğu sıkıcı yaşama, kendi hayatını alaya alarak dayanmış Şaziye. Önce okuduğu okulda komiklik yaparmış, sonra aynı kolejin tiyatro koluna yazılmış. Öğretmen çıktığında, öğrencilerini güldürerek tavlamış ve derken, dört yıl önce, ana babasından gizlice, East End'deki bir okulun sahnesine çıkmış ilk kez. Üç ay süreyle itiraf edememiş artık asli meslek olarak seçtiği 'komikliği' ailesine. 2000 yılında Londra'da bir kulüpte sahneye çıktıktan öteye, zaten kimse tutamamış ve 2001 yılında Şaziye, London Comedy Festival tarafından

'Londra'nın en iyi güldürü sanatçısı' seçildi.

Özel, ince bir mizahın ustası İngilizler, bayılıyorlar Şaziye'ye.

O kendi dini ve özgün kültürüyle tatlı tatlı dalga geçen ilk Müslüman kadın komedyen. "Mizahın anahtarı trajedidir..." diyor ciddi ciddi. Skeçlerini, kendi yaşadıklarından çıkarıyor. Ve tabii gözlemlerinden. Örneğin, Mekke'ye gidip hacı da olmuş Şaziye. Sahnede deneyimini anlatıyor: "Mekke'yi tavaf ediyoruz, ansızın kalçamda bir elin gezindiğini hissettim. Kendi kendime, Şaziye, dedim, burası kutsal bir yer, bu senin

kalçana dokunan olsa olsa Tanrı'nın elidir..."

Teröristlere ilişkin özel bir tarifnamesi var: "Teröristlerle benim gibi sade Müslümanların farkını anlamak için bıyıklarımıza bakmak yeter. Benimkiler onlarınkinden daha incedir..."

Taşı hep kendi tarafına atmıyor tabii Şaziye, hicvinden İngiliz kız arkadaşı Julie de nasibini alıyor epeyce: "Müslümanların görücü usulü evlilik geleneğini iğrenç buluyor, Julie. Bana, 'Tanımadığın bir erkekle yatmak iğrenç!' dedi. Ama, dedim Julie'ye, sen her cumartesi gecesi ne yapıyorsun?"

Şaziye Mirza, mayıs ayında ABD, eylül ayında Güney Afrika turnelerine çıkıyor. Bush'tan nefret ediyor ve Irak'ın işgaline değgin yapacağı hicvin, Amerikalıları güldüreceğine emin değil. Ama Nelson Mandela'yla tanışmayı çok istiyor.

Fadıla Massad, Fas'ın kuş uçmaz kervan geçmez Uazan köyünde yoksul bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiş. Yirmi beş yaşında, Müslüman ve ülkesinin 'dişi Günter Walraff'ı olarak anılıyor. Çünkü Fadıla, ayağının okullu tozuyla girdiği ilk gazetede, hayatını hiçe sayarak yaptığı ilk röportajla birbirine katmış Fas'ı. Gazetecilik okulunu, eğitim masraflarını karşılayabilmek için hafta sonları Ortadoğu'dan gelen zengin

Araplara fahişelik yapan arkadaşlarının hikâyelerini dinleyerek bitirmiş. Henüz stajyer gazeteciyken, Suudi şeyhlerinin bir sefahat âlemine Nihad takma adıyla katılmış ve yazmış: "On iki genç kız arasından önce en çirkinlerini elediler. Ardından göbek atarken soyunmayı reddedenleri. Nargilede esrar çekmeyi istemeyen bir kız, baldırında sigara söndürüldükten sonra yarışmadan atıldı. Çirkinlere 30 dolar verip savdılar. Ben ikinci turda 120 dolar karşılığı elendim. Kalanların her biri o gece 600 dolar kazandılar. Kızlığını yaşlı bir Suudi'nin parmak ucuna bırakmayı kabul eden yoksul köylü kızına 5 bin dolar verildi..."

Sonra bir dilenci kılığına girmiş Fadıla. Dilenci mafyasını gözlemleyip yazmış. Daha sonra zengin bir Faslı'nın evinde hizmetçi olarak çalışıp, yoksul genç kızların nasıl sömürüldüğünü araştırmış. Röportajları öylesine vurucu ve değişik ki, Fadıla Massad'a Fransız Le Monde gazetesi tam sayfa ayırdı.

Arapçadan başka dil konuşmayan genç gazeteci, Fas toplumunu 'aşırı' eleştiren röportajları dolayısıyla kendisini gemlemeye çalışan gazetelere kızıp terk etti ülkesini. O artık Washington'da Amerika'nın Sesi radyosunun Arapça yayınlarının 'yıldızı'.

Bu Müslüman kadınlardan biri İngiltere'de doğduğu için ikinci bir hayat kurabildi kendisine. Ötekisi, doğduğu ülkenin rejimine, sistemine kafa tutabildiği ve sonunda terk ettiği için. Bizim Merve kaşıkçı mıydı, kavakçı mı unuttum, gibileri de, bu iki kadının zorla aldıkları özgürlükleri kısıtlamak için uğraşıyorlar. Hem de aynı coğrafi parametrelere göç ederek.