Laikliğin ölçüsü
Radikal · 25 Nisan 2003
Vallahi, billahi, 'Yerli Esmeralda' diye başlık atılmış bir gazete haberiydi: 'Hafta Sonu dergisine kapak olan iki yıllık manken fişmikim, fiziğiyle Victor Hugo'nun ölümsüz eseri 'Notre Dame'ın Kamburu'ndaki Esmeralda'yı hatırlatıyor'muş... Benzetene sorarlar, yavrum senin anan da mı Esmeralda'yı anımsatırdı? Sen en son ne zaman görmüştün Esmeralda'yı? Sakın kapı komşun o 'esmer abla'yla karıştırıyor olmayasın? Bari 'ruhen' benziyor deseydin, 1831'de yazılmış romanı okuduğun varsayılırdı...
Zaten Türkiye'nin başına ne geliyorsa benzemek, benzetmek ve benzetilmek merakından geliyor, sayın benzeticiler, pardon seyirciler, çok özür dilerim, sevgili okurlarım. Kimimiz 'Batılı'ya benzemeye çalışıyor, kimimiz 'Doğulu'ya. Sonra oturup bir güzel birbirimizi benzetiyoruz. Sonuçta ne kendimize ne başkasına benziyoruz. Batılıya benzeyenin gözünü Doğuluya benzeyen, Doğuluya benzeyeninkini Batılıya benzeyen uzaktan şöyle bir ısırıyor ama, acaba nereden, bir türlü çıkaramıyor. Demokrasimiz de şöyle bir uzaktan bakınca, demokrasiyi hatırlatıyor işte.
Oysa bir toplumun, bir bireyin, örnek aldığı bir 'şeye' benzemeye çalışması
hem doğal, hem de insani olgunluk sürecinin olmazsa olmaz gereği. Ancak biz Türkler, benzeme çalışmalarımızı, tıpkı benzetme çabalarımız gibi desteksiz atıyor, başka bir deyişle ölçütsüz yapıyoruz. Batılıya benzeyen Türk, 'laiklik' diyor. Hangi kıstasa göre laiklik? Laikliğin ölçüsü türban mı, yoksa Atatürk heykeli mi?
Vampir kaçırtmak için sarmısak takar gibi, türbana karşı Atatürk fotoğrafı iliştiriyoruz yakamıza. Vampir kovalamak için haç diker gibi, şeriata karşı Atatürk heykeli dikiyoruz.
Atatürk nazarlık mı, muska mı? Dünyaya çok az sayıda gelen dâhi bir liderin yapmayın dediği her şeyi yaptıktan, yıkmayın dediği her şeyi yıktıktan, yıkın dediği tehlikeyi büyütüp besledikten sonra, onun sakınmak istediği laik cumhuriyet tehlikeye düşünce, kabir defterine 'Atam izindeyiz...' yazmakla yetinip, türbanlı resepsiyonları boykot ya da rakı içerek savunuyoruz. Eğer gerçekten izlenmiş olsaydı onun çizdiği yol, her laik okula karşılık bir imam-hatip okulu artı, iki de cami yapılır mıydı bu ülkede?
Haydi diyelim iş işten geçti, bugünün sivil ve askeri laikleri gelinen noktayı kabullenmiyor, iktidara gelen zihniyetle mücadeleye girecekler. Bence haklılar. Çünkü AKP iktidarı, türbanı çok aşan laiklik karşıtı bir yol haritası izliyor: Erken emeklilik takiyesi altında laik kadrolar tasfiye ediliyor, 'Bizim değil' dedikleri Milli Görüş el bebek gül bebek. Ama mücadele, zihniyetin simgesi türbana değil özüne, temeline karşı yapılmalı. Eğer bir toplumda kadınların yüzde 70'i başını bağlıyorsa (ki araştırmalar bu oranı gösteriyor), başını bağlayana karşı değil, bağlatan fikre karşı mücadele zamanı gelmiş de geçiyor demektir. Bu kapsamda TBMM başkanı Bülent Arınç'ın davetine gitmeyenler, öcü var gibi türbanlı var diye protesto etmek için gitmedilerse, hafif kalır. Yok asıl neden başka, daha derin ve önemliyse, o zaman gerçekleri adlı adınca söylemekten korkmamalıdır. Öylesine tehlikeli, öylesine laiklik karşıtı uygulamalar var ki, bunları 'türban'la özdeşleştirmek yanlış olur. O resepsiyona gitmeyenler, örneğin Milli Görüş'ün PKK kadar etkili bir bölücülük hareketi, Türkiye düşmanı bir akım, millet karşıtı şeriatçı ve ümmetçi bir örgüt olduğunu açıkça söylemek ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Milli Görüş'ün yurtdışında kollanmasına dair genelgeye karşı da boykot yaptıklarını, bir bildiriyle açıklamalıydılar. Zaman 'rahatsızlık ifade etmek' çağını aştı. Cumhuriyet'in içi oyuluyor. Devamı yarına.