İşte kafa
Radikal · 26 Nisan 2003
Dünkü yazımda 'Başını bağlayana karşı değil, bağlatan fikre karşı mücadele'
yazmıştım ya, mücadele edilmesi gereken fikrin sahibi sakat kafa internet yoluyla bakın ne sesi verdi: "güzelim, bağlatan fikre karşı mücadeleyle islamiyete karşı mücadele demek istiyorsan, ki tefsiri böyledir, bil ki cehennem boşuna yaratılmamış. üstelik ebedi yanmak var orada. yanmaya tahammülün var mı? istersen bir test ediver. bak bakalım yanabiliyormusun bu dünyada. bir dene ateşte yanmayı. ne dersin ha. sizin gibi islamın nurunu söndürmeye çalışan milyonlarca insan geldi gitti bu dünyadan. biliyormusun almış olduğun gavur terbiyesi sana ahireti yok saydırsa bile ondan kurtaramayacaktır. dilesene ve dirensene hadi hiç yaşlanmamaya ve ölmemeye. vallahi billahi ve tallahi ahirette görüşeceğiz sizinle. siz islamın nurunu söndürebiliriz sanıyorsunuz. halbuki buna gücünüz yetmez. hiç bir zaman da yetmiycek. yarın sizi ne bekliyor biliyormusun. kaynamış irin içmek ve suya susamış develer gibi içmek. bekleyin biz (inananlar) bekliyoruz."
Mesaj, Almanya'dan geliyor. E-mail adresi 'sehervaktinde@tonline.de'.
Niye Almanya'dan? Çünkü Almanya, Milli Görüş'ün kalesi. Çünkü Milli Görüş, Türkiye'de değil, Avrupa'da örgütlü bir yobazlar ordusu. Genellemek yanlış olur, ama bilinçaltında az çok yukarıda örneğini gördüğünüz sapık çarpıklığı taşıyanların sayısı hiç de az değil. Adam yıllardır Avrupa'nın göbeğinde yaşaya yaşaya, mikroplu suyun kaynatıldıktan sonra içileceğini nasılsa öğrenmiş, ama çocukluğunda yer eden ve büyük ihtimalle tadına baktığı çıban ve cerahatli yaraların yarattığı tiksinti ya da olumsuz çekimden kurtulamamış. İrini kaynattıktan sonra içirmeye kalkıyor. Cerahat takıntısının üstüne bir de İslamiyet dini edebiyatının getirdiği cehennem, yani sıcak, çöl, bedevi, dolayısıyla deve kavramları binmiş. Klasik bir 'skatoloji' vakası, sizin anlayacağınız.
Gelelim Milli Görüş'e. Bu örgütle ilgili olarak, önce size Fransa'daki son bir gelişmeyi aktarmalıyım.
5 milyon Müslüman'ın yaşadığı Fransa, son yıllarda pek çok fanatik guruplaşmaya yol açan İslamiyet'i 'zapturapta' almayı yıllardır tartışıyordu. Fransa, Portekiz ve Türkiye ile birlikte Avrupa'nın, anayasalarında 'laiktir' yazan üç ülkesinden biri, hatta laiklik söz konusu olduğunda, eski İçişleri Bakanı Chevenement'ın 'Cumhuriyeti demokrasiye tercih ederim' diyebildiği bir yer. Kararı, geçen yıl seçimleri kazanan merkez sağ hükümet verdi ve yeni İçişleri Bakanı Nicolas Sarkosy'nin ilk işi, devlete muhatap (dolayısıyla denetlenebilir) bir İslami Konsey seçtirmek oldu. Sarkosy'ye gelene kadar kimse, farklı ülkelerden gelen Müslümanların bir araya gelip kendilerini temsil edecek tek bir kurum oluşturmasını sağlayamamıştı. O başardı. İçişleri Bakanlığı'nın çelik bilekli demokratik gözetimi altında yapılan konsey seçimlerine Türk Müslüman derneklerin ezici çoğunluğu, Fransa Türk Müslümanları Koordinasyon Komitesi listesiyle katıldı ve 263 kişilik İslami Konsey'de 20 üyelik kazandı. Ayrıca Türk Komite Başkanı Haydar Demiryürek, Fransa İslami Konsey Başkanı seçilen Paris Camii rektörü Dalil Boubekir'in genel sekreterliğini üstlendi. Fransa'da yaşayan 5 milyon Müslüman'dan ancak 300 binin Türk olduğu düşünülecek olursa, bu bir başarıdır.
Ancak Fransa'daki Milli Görüş teşkilatları, söz konusu seçimlere Türk Müslümanları'nın listesinden katılmayı reddettiler ve.. 'Müslüman Kardeşler'i temsil eden UOIF'in listesinden girdiler, sekiz üyelik kazandılar konseyde.
Fransız İçişleri, seçimler öncesinde Milli Görüş teşkilatları temsilcisini bakanlığa çağırıp, 'demokratik' bir öğüt verdi kendisine: "Bakın siz Türksünüz, yeriniz Türklerin yanında olmalıdır, seçimlere Türk Müslümanları Koordinasyon Komitesi listesinden giriniz!" Milli Görüş, öneriyi reddetti ve Fransa'da devletin kolluk güçlerinin mercek altına aldığı, her birinin ardına birer polis taktığı Arap kökenli 'Müslüman Kardeşler'in yanında aldı yerini.
Bilmem anlatabildim mi? İşte AKP iktidarı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, büyükelçiliklerimize 'İyi geçinin, kollayın' diye talimat gönderdiği Milli Görüş, budur. Uluslararası fanatik ümmetçilere, Türk milletinden daha yakındırlar ve amaçları, Türkiye'de ümmetçi bir devlet kurmaktır.
Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri de yakından izliyor Milli Görüş örgütünü. Almanya'nın, Türkiye'den büyükelçiliklerine gönderilen 'kollayın' talimatına şaşırıp, Dışişleri Bakanlığı'ndan açıklama istemesi boşuna değil.
Diyoruz ki, AB bizi Müslüman ülkeyiz diye almıyor. Doğru. Ama Avrupa, Türklerin İslamiyet'ten ne anladığına Türkiye'ye bakıp değil, Türkiye'nin Avrupa'ya ihraç ettiği Müslümanlara, Milli Görüş'e, Kaplancılara vb. bakarak karar veriyor, etkileniyor.
Kopenhag zirvesi öncesi, AB Türkiye'ye AKP iktidarı süresince ne tarih verir ne de üyelik, demiştim. Milli Görüş'ün 'kollanma' talimatından sonra, bağırıyorum: Bu iktidarın bu gidişiyle, bırakın AB'ye girişi, Türkiye çağından ve çığrından çıkmaya aday. Ekonomik
olarak aday, sosyal olarak aday, siyasal olarak aday.