Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Uzlaşma,muzlaşma

Radikal · 30 Nisan 2003

Türkiye'nin gelecek hayalleri 'bırakın yapsın'cılarla 'tutun yapmasın'cılar

arasında çekiştiriliyor. 'Bırakın yapsın'cılar uzlaşmacı, 'tutun yapmasın'cılar, uzlaşmamacı rolünde. Birinciler, Turgut Özal'dan bu yana iç ve dış politikada ABD ne derse onu yapmak, engel olarak gördükleri TSK'yı siyasal arenadan silmek gerektiğine ve hatta ABD'yle kol kola, AB'ye girileceğine samimi olarak inanıyorlar. Aynı birinciler, devrimler yerleşmişse yerleşmiştir, Türkiye'de şeriat tehlikesi yoktur, laikliğe

de kimse dokunamaz, diyorlar. İkinciler tam tersi, ABD'yle kol kola Türkiye'nin lehine hiçbir yere varılamayacağına, laikliğin bittiğine, şeriat tehlikesinin giderek büyüdüğüne inanıyor ve ülkenin bütünlüğünü korumak için TSK'ya yaslandıkları gibi, askerin siyasal alandaki ağırlığını muhafaza etmek karşılığında AB'den bile caymaya hazırlar.

Birinciler demokrasiyi, ikinciler laik cumhuriyeti savunduklarını ileri sürüyorlar. Türkiye, aslında aynı toplumsal sınıftan olmasa bile aynı dili konuşan benzer kültür düzeyindeki bu iki tarafın ortasında, demokrasiyle cumhuriyet arasında tercih zorunda kalmış görünüyor. Oysa onlar çekişedursun, üçüncü taraf, yani 'yapsınlar' ve 'yapmasınlar' diye tartışılanlar yapacağını yapıyor, ama sonuçlarından ikinciler hoşnut kalmayacağı gibi, birinciler de apışıp kalacak.

Çünkü her iki kesimin de doğruları var, yanlışları var, ama aynı mekâna bakıyorlar, ayrı gerçekler görüyorlar.

Uzlaşmacı rolündeki 'bırakın yapsın'cılar, New York'u İstanbul'dan daha iyi tanıyorlar. Zaten Türkiye'de de ABD'deymiş gibi yaşıyorlar. Onlara sormak isterim: En son bir belediye otobüsüne ne zaman bindiler? Güneydoğu Anadolu'ya en son yalnız başlarına ve uçaktan başka neyle gittiler? Ulus olmayan bir halk pazarına ne zaman çıktılar? Bırakın Gazi Mahallesi'nde, Çeliktepe'de bir ara sokak, ayakları Beyoğlu'nun bir arka sokağına ne zaman değdi? Gelen mektupları en son kendi elleriyle ne zaman açtılar? Telefonlara en son ne zaman doğrudan kendileri çıktı? Kendi çamaşır makinelirini en son ne zaman kendileri çalıştırdı?

Bu adamların Türkiye'de 'halk'la kurdukları tek ilinti, şoförleri, berberleri ve evlerindeki hizmetçiler. Sekreterleri olmadan felekleri şaşar. İşte bunlar, kendi üst düzenleri sürdüğü için ve sürece, Türkiye'ye bir şey olmaz diyorlar.

Uzlaşmamacılarsa, daha halkın içinde ve halka bakarak, 'Bu milletten

adam olmaz' kanısına varmışlar, tepeden inme emir, sopayla yönetmek gereğinde karar kılmışlar. Oysa onlar Türkiye'yi ötekilerden daha iyi biliyorlar, ama bilmedikleri daha büyük bir gerçek var: Dünya.

Türkiye'nin ne mekânı değişir, ne de zamanı dünyanın tersine dönebilir.

Ezici çoğunluğu cahil, yarı cahil ve yoksul da olsa bir halk, sittin sene tepeden inme emirlerle, zorla, sindirilerek uygarlaşmaz. Ama ezici çoğunluğu cahil, yarı cahil ve yoksul bir halk, demokrasi de kuramaz, demokrat da olamaz. AB, askerin kurtaracağı bir cumhuriyeti de kabullenmez,

demokrasiyle gelen İslami bir yapılanmayı da iteler. Yine ABD'nin kucağında

kalırız. Kâh hoplatır zıplatır, kâh yere çalar.

Bugün yapılacak MGK toplantısı, işte bu iki açmazın bir kez daha çarpışmasından ibarettir. Kimse uzlaşma beklemesin. Çünkü muzlaşma süreci tamamlanmıştır.