Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Susma zamanı

Radikal · 2 Mayıs 2003

Türkiye Cumhuriyeti devleti, Bingöl'de yıkılan okul binasının altında kalmıştır. Çünkü bu devlet, bir buçuk camiye karşılık yaptırdığı bir okulu bile sağlam yaptırmaktan acizdir. Çünkü bu devlet, 80 çocuğun, 100 çocuğun bir dersliğe balık istifi gibi doldurulduğu o yetersiz sayıdaki okulları bile, hırsıza uğursuza, amele bile olamayacak bilgisizlikteki müteahhitlere peşkeş çekmiştir.

Çünkü bu devlet, fiziki varlığını oluşturan kamu binalarının bile temelini oydurmuş, manevi varlığını da temelini oyanlara emanet etmiştir.

Ve Bingöl'de yıkılan okulun müteahhidinin adı 'Şerafettin'. İşte bu devlet, bu şerefte adamlar tarafından temsil edilmiştir, edilmektedir. Depreme karşı dayanıklı binaların inşa edildiği Japonya'da bile değil, akılcı insanlar tarafından, bilgiyle yapılandırılan hiçbir ülkede hiçbir yapının yıkılmayacağı hafiflikte bir deprem, Türkiye'de oluştuğu yerdeki her şeyi çökertmeye yetmektedir.

Çünkü bilgi, okullarda öğrenilir, camilerde değil. Okullarda öğrenilen bilgiyle mühendis olunur, mimar olunur, duayla, vaazla, inançla değil. El Ezher'den mühendis çıkılmaz. Güzel Kuran okuyarak da mimar olunmaz. Ezan sesine kulak verip sismoloji yapılmaz. Namaz kılarak matematik ilmine ulaşılmaz. Yeryüzünün yasaları, ne laiklik tanır, ne şeriat. Toprak oynadı mı, dayanıklı olmayanı yerle bir eder. Yeryüzünün yasalarına, ancak o yasalara dair bilimsel öğreti ve olanaklar çerçevesinde karşı durulabilir. Oysa Türkiye'de okullara verilmeyen paralar, sağlanmayan olanaklar, yarım yüzyıldır camilere, hacılara, hocalara harcanmaktadır.

TC'nin kendi eliyle besleyip büyüttüğü Diyanet İşleri'nin gelirinin, bilmem kaç bakanlıktan daha büyük olması bir rastlantı değildir. Bugünkü

hükümet de, tıpkı dünküler gibi bilimsel, çağdaş, dolayısıyla laik eğitim sistemine daha çok yatırım yapmaktansa, El Ezher gibi üniversitelere denklik vermek, YÖK'le, türbanla uğraşmaktadır.

Ve Türkiye'nin, iyisiyle kötüsüyle, cahili ve aydınıyla, bütün bu çarpıklığın sonuçlarını hep birlikte ödemek zamanı orada geldi, her yerde geliyor, her alanda gelecek.

Dünden beri herkes yine konuşuyor, eleştiriyor, bilimciler bıkkın

'Söylemiştik', diyorlar. Hepimiz konuşuyoruz. Doğru yanlış. İyi kötü. Ama yalnız konuşuyoruz. Önlem alması gerekenler, 'alınması gerekirken alınmayan önlemleri' sıralıyor hâlâ; yaptırım uygulaması, denetlemesi gereken devlet, suspus.

Ben de bir süre susmaya karar verdim. Yazılarıma bir hafta ara veriyorum. Daha da uzayabilir. Çünkü bir roman yazdım. Ve o romana, tüm söylemek istediklerimi ve söyleyemediklerimi koydum. Kimsenin duymak istemediği, herkesin bilip de bilmezlikten, görüp de görmezlikten geldiği apaçık tehlikeyi anlattım. Romanımın etkisini öngöremiyorum. Ama kayıtsız kalınamayacağını ve ürküttüğüm için çok eleştirileceğimi biliyorum. İşte bu yüzden Türkiye'ye geliyorum.

Dinamolarımı yeni bir umut ve sevinçle doldurana kadar, hoşça kalın.