Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kırmızı çizgi

Radikal · 18 Mayıs 2003

Tayyip Erdoğan henüz başbakan değilken, basın danışmanları naçiz yazarınıza

ikide bir mesaj gönderir, AKP Başkanı hakkında 'dinci' yazmamı kınardı. Derken Erdoğan'ın avukatı devreye girdi ve müvekkilinin din ticareti yapmadığını, dolayısıyla kendisine 'simitçi', 'börekçi', 'inşaatçı', 'tekstilci' gibi 'dinci' dememin haksızlık olduğunu, eğer Erdoğan'a dinci demeye devam edersem dava açabilecekleri konusunda uyardı. Ben de avukata bir cevap yazdım ve

'hukukçu'nun hukuk tüccarı, 'politikacı'nın politika satıcısı,

'gazeteci'nin gazete bayii anlamına gelmediği gibi, 'eğitimci', 'bilimci',

'matematikçi', 'fizikçi' türü unvanların da mutlaka o işin ticaretini yapan kişileri işaret etmediğini ve Tayyip Erdoğan'ın da böyle bir

'dinci' olduğunu, tabii ki yargı yolunu açık bırakarak belirtmiştim. Erdoğan'ın avukatı kişiye özel bu cevabımdan sonra sessizliğe büründü.

Başbakan olmadan 'dinci' olmadığını savunan Tayyip Erdoğan, başbakan olduktan sonra, Antalya'daki AKP kampında, yani iki gün önce,

"Dincilik, ırkçılık ve bölgecilik bizim kırmızı çizgilerimiz. Bunların dışına çıkılmayacak," deyiverdi. Ben bu laftan bir şey anlamadım. Siz anladınız mı? Ya hitap ettiği AKP milletvekilleri? Onlar ne anladılar acaba? Söylemek istediğinin tersini mi söyledi, yoksa söylemek istemediği mi ağzından kaçıverdi Başbakan'ın?

Ne demek dincilik, ırkçılık ve bölgeciliğin dışına çıkmamak? AKP dinci,

ırkçı ve bölgeci bir particiliğin dışına mı çıkmayacak, yoksa içine mi girmeyecek? Kırmızı çizgiler hangi yönü yasaklıyor? Trafik ışıklarını örnek alırsak, bir yola girmek yasak olabilir, ama ben çıkılması yasaklı bir yola rastlamadım bugüne değin. Düz mantık, AKP'nin Başbakan Erdoğan tarafından dinci, ırkçı ve bölgeci olmaması için uyarılırken, tersinin söyleniverdiğini düşündürüyor. Çünkü Başbakan Erdoğan, aynı toplantı öncesi milletvekillerine sıkı sıkı tembih etmiş: 'Haşema giymeyin!'

Haşema dediğiniz, dincilerin deniz poturu.

Uzun don. Demek ki Erdoğan, AKP milletvekillerinin Antalya sahillerinde dinci deniz donuyla görünmesini istememiş. Ama öte yandan, AKP milletvekillerinin yazlık kıyafet koleksiyonlarında bol miktarda haşema

bulunmalı ki, 'giymeyin' uyarısını gerektiriyor...

En azından, kendi hallerine ve serbest bırakıldıkları takdirde, haşema giymeleri olası.

Bendeniz, şimdiciğime haşema yasaklı AKP'ye dincilik ve ırkçılık ve bölgecilikten çıkmak da mı yasak, girmek de mi, diye düşünürken...

Ay suratlı nur yüzünde biriken zekâ fazlası badem bıyıklarından sızan bir AKP milletvekili, tam olarak Cavit Torun, Ankara'dan ses verdi. TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, pazar günleri tatilini 'İsevi (Hz.İsa dininden) bir yaklaşım,' diye değerlendiren hazret, meğer ve üstüne üstlük,

Meclis'in İnsan Hakları Komisyonu üyesiymiş. TBMM'yi ziyarete gelen Alman heyete ülkemizi, yani kendi ülkesini, "Türkiye'de din ve inanç özgürlüğü yok. Avrupa daha fazla baskı yapsın," diye şikâyet etmiş. İçimden, acaba Cavit Torun haşema yasağına mı kızmıştı, Antalya toplantısında giyemeyeceği deniz poturunu mu düşünüyordu, diye geçirmedim değil. Ancak, fotoğrafını iyice inceleyince ve bıyıklarından akan zekâ fazlasına kanaat getirince, ne demek istediğini anladım!

Yaklaşık bir hafta önce, AB'nin genişlemeden sorumlu bakanı Günter Verheugen, "Türkiye'de gerçek anlamda din ve inanç özgürlüğü yok!" demişti. Normal zekâda ve AB ile Türkiye ilişkilerini az buçuk izleyen herkes, Verheugen'ın Türkiye'de özgürce örgütlenme izni verilmeyen, istedikleri yerde ibadet mekânı açtırılmayan ve propagandası yaptırılmayan öteki dinleri, yani İslamiyet dışındakileri kastettiğini, en başta da Katolik, Protestan ve Ortodoks kiliselerine yönelik çeşitli kısıtlamalardan dem vurduğunu anladı. Zaten Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de anladı. Uygun bir yanıt verdi.

Ancak anlaşılan o ki, AKP milletvekili Cavit Torun'un badem bıyıkları Verheugen'ı tersten anlamış ve muhtemelen, 'Adamlara bak yav, demokrasi diye ben buna derim işte, elin Hıristiyanı bile Türkiye'de Müslümanların nasıl ezildiğini anladı, türbana destek veriyor,' diye düşünüp, müttefiki sandığı Verheugen'dan aldığı gazla ilk gördüğü Alman komisyona, 'Avrupa daha fazla baskı yapsın, İslamiyet'e özgürlük!' diye dalmış.

AKP'de yalnız böyleleri yok. Ama böyleleri öyle çok ki, biçare Tayyip Erdoğan'ın çizdiği kırmızı çizgilerin içine de girilecek, dışına da çıkılacak.

Çünkü AKP çizgisi, imalattan yeşil delikli.