Kitaptan sildiler sizi
Radikal · 30 Mayıs 2003
Özgürlüğün yasak, eşitliğin dengesizlik anlamına geldiği Türkiye'de, herhangi bir olgunun düzünü ve tersini ileri sürmek, istemek ve yapmak da aynı kapıya çıkıyor. Örnek mi istersiniz? Kadınlara konulan açık baş yasağı, türban özgürlüğü diye sunuluyor. AKP'nin Antalya toplantısında, milletvekillerine getirilen haşema yasağıyla erkeklere baldır bacak göstermek özgürlüğü veriliyor. Hiçbir müminin aklına, 'Be kardeşim, bu dinde erkeklerin kıllı göğüs, kıllı sırt, kıllı kollarıyla cıbıldak dolaşmaları zaten mubah. Kıllı baldırlarını da arada bir açtırmakta beis görmüyorsunuz; niye türbanlı kadınlar da arada bir saçını başını havalandırmasın, hiç olmazsa okullarda, kamu alanlarında kafasını açmasın?' sorusu düşmüyor. Sonra Abdullah Gül efendi İslam ülkelerinde demokrasi turları atıp, kadın-erkek eşitliğinden söz ediyor. Hemen aynı
anda, Cumhuriyet gazetesinde bir haber çıkıyor:
AKP'li Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in Talim Terbiye Kurulu'na atadığı Ahmet Ergün Bedük, 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi' kitabında kullanılan aile fotoğrafını, 'yeteri kadar İslami öğe taşımadığı' gerekçesiyle veto etmiş. Fotoğraf, şort giymiş bir baba, dizüstü etekli, dolayısıyla başı açık bir anne ve aynı biçimde giyinmiş iki çocuk imgesi. Ahmet Ergün Bedük, veto ettiği fotoğrafın yerine 'Müslüman milletlere ait' bir fotoğraf istemiş.
Bu ne demektir biliyor musunuz? Farkında mısınız? Sizi kitaplardan siliyorlar! Başı açık, dizüstü etek giyen kadınlarla şortla dolaşan erkekler ve onların evliliklerinden doğan çocuklar, siz millet değilsiniz, fotoğrafınız da Müslüman bir milletin fotoğrafı değil. Öyleyse nedir? Türkiye'yi temsil eden aile, artık tesettür kılıklı ana, baba ve çocuklardan oluşacak; Türkiye'de yaşayan başka dinden azınlıklar, hatta Aleviler, Türk ailesi sayılmayacaktır. Bu adamların kafasında bu ülke, Müslüman olmakla kalmayıp Sünnidir. Ve bu adamlar demokrasiden, insan haklarından söz ediyor, siz de dinliyor, belki de inanıyorsunuz.
Oysa sizi kitaplardan siliyorlar. Korkarım yakında defteriniz de dürülür. Abartıyor muyum dersiniz? Bence çok geç olmadan, siz de abartmalısınız.
Milliyet gazetesinin Tarhan Erdem yönetiminde yapılan anket sonuçlarına göre, Türkiye'de her 100 kadından 64'ünün başı bağlı. 10 yıl önce bu oran, herhalde böyle değildi. Diyelim ki türban, irtica simgesi değil. Diyelim ki herkes dilediği gibi giyinsin, türban takanlar okullardan ve kamudan dışlanmasın diyenler haklı. Ancak tavrın doğrusu eğrisi ne olursa olsun, bir kesinlik var ortada: Başı açık kadınların milleti siz, artık irice bir azınlıksınız. Çoğunluk onlar. Sizlerin içki içtiğiniz restoranlara, kahvelere, otellere gelip kalabiliyorlar, kimse onları zorla alkol içmeye ya da oruç bozmaya zorlamıyor. Saçını başını açtırmaya, mayo giydirmeye kalkmıyor. Oysa siz, onlara ait 'helal' restoranlarda içki içemiyorsunuz, Ramazan'da oruç tutmamazlık edemiyorsunuz, 'İslami' otellerinde mayoyla dolaşamıyorsunuz, erkeklerle birlikte havuza giremiyorsunuz. Onlar sizin yanınızda serbest, ama siz onların mekânında değilsiniz. Yaşam alanınız daralıyor, farkında mısınız? Üfleye üfleye kemiriyorlar özgürlüklerinizi. Sakarya müftüsü Ahmet Şark, tüm kadınları tesettüre girmeye çağırıyor. Türk Diyanet Vakıf-Sen, müftüye arka çıkıyor. Kadınları tesettürden çıkmaya çağıran tek bir müftü bile yok Türkiye'de? Diyanet'te de arka çıkan olmaz zaten. Neden? Tek yönlü bir demokrasi İslami olabilir, ama demokrasiden ne kalır?
Sizlere, tesettürle uğraşmayın diyorlar. Kendileri, tesettürü yaymaya uğraşıyorlar. Dinci değiliz diyorlar, ataması reddedilen mürtecileri vekâleten çalıştırıyorlar. Derdimiz türban değil diyorlar, türbanı devlet protokolüne sokmaya çalışıyor, her apartmanda bir mescit açmaya, Ankara Palas'ta tesettür defilesi yapmaya hazırlanıyorlar.
Kitaplardan silindi fotoğrafınız, defterinize de gelecek sıra.