Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Casus belli

Radikal · 6 Haziran 2003

Yukarıdaki yazı başlığı, Türkçede kimliği dillendirilmeyen bir ajanlık durumunu belirtse de, Latince olup 'savaş nedeni' anlamını taşır.

Tuhaf, ama gerçek, uluslararası didişme, çatışma ve boy ölçüşmelerin bir ortak dili, sınırlı bir 'Esperanto'su vardır. 'Casus belli'nin ardından

'ultimatum' gelir, 'consensus' biter, 'verba'dan 'facto'ya geçilir ve savaş başlar. Ancak savaşların eski tadı yok. Eskiden 'haticeye değil, neticeye' bakılır, galibe hesap sorulmaz, tüm fatura mağluba çıkarılır,

'Veni, vidi, vici' diyebilen Sezar'lar ayakta alkışlanırdı 'vox populi' tarafından. Demokrasi, Atina ve Roma'nın beşiğinde sallandıktan sonra epeyce yol aldı, günümüzde savaş kazanmak galiplerin liderliğini perçinlemediği gibi, sallıyor icabında. Son örnek, dünyada en geniş demokrasi numunesi Britanya'da, Irak savaşının iki galibinden biri, Başbakan Tony Blair'in başına örülen çorap.

Kendi partisi dahil tüm partilerin gerek temsilcileri, gerek seçmenleri ve medya tarafından köşeye sıkıştırılan İngiliz başbakan, ülkesini ABD'nin Irak saldırısına ortak edebilmek için öne sürdüğü ve meclise sunduğu

'casus belli' konusunda yalan söylemekle itham ediliyor. Tony Blair, parlamentoyu savaşa ikna için Irak'ta müthiş boyutlarda kitle imha silahı bulunduğunu ilanla yetinmemiş, Saddam Hüseyin'in binlerce ton biyolojik ve kimyasal silahı '45 dakika' içinde kullanacağına, üstüne üstlük bir de nükleer programı olduğuna yemin kassem etmişti. Meclis, epeyce çekinceli yaklaştığı savaşa, Blair'in bu konuşmasından sonra onay verdi. Oysa savaşın bittiği yedi haftadan beri, Irak'ta ne kitle imha silahı bulundu, ne nükleer program...

Bugün Britanya halkı, temsilcileri ve medya, Tony Blair'i kendilerini aldatmakla suçluyor. Özellikle de '45 dakika içinde kullanılacak' biyolojik ve kimyasal silahlara takmış durumdalar kafayı. Parlamentoda başbakanın 'casus belli'si hakkında bir soruşturma komisyonu kurulması gündemde. Savaş başlamadan istifa eden Blair hükümeti meclis sözcüsü Robin Cook, iktidarın 'savaş meşruiyeti'ni sorguluyor. 12 Mayıs'ta aynı nedenle hükümetten istifa eden Uluslararası Gelişim Bakanı Clare Short, başbakanı açıkça 'ülkeyi kandırmakla' itham ediyor. Kısacası Tony Blair, zor durumda.

Bu fırtınayı atlatıp siyasal konumunu korusa da, bir sonraki seçimleri hem başbakan, hem de parti lideri olarak yitireceği açık. Tabii önümüzdeki birkaç ay içinde Irak'ta o müthiş kitle imha silahları bulunmazsa.

Gerçekten bulunmazsa, çünkü yoksa, ABD ve Britanya'nın 'casus belli' saydığı bu imha silahları yüzünden Tony Blair, Irak savaşına yakından uzaktan bulaşan ülkelerin 'mağluptur bu yolda galip' liderlerinden ilki olacak. Sonra sırada İspanyol Aznar, İtalyan Berlusconi falan var. Post-komünist AB üyelerini saymıyorum, gerçek ve yerleşik demokrasilerden söz ediyorum tabii.

Acaba ABD'de ne olacak? Bush ekibine de 'nerede imha silahları' hesabı sorulacak mı kongrede, senatoda, günün birinde, ciddi ciddi? Ama benim asıl derdim, Irak'a yapılan iğrenç tecavüzün, haksız ve ahlaksız saldırının, uğratıldığı talanın, yağmanın, yıkımın baş mimarı, Pentagon'daki 'özel operasyon bürosu'nun kurucusu, Amerikan Savunma Bakanlığı'nın iki numaralı adamı, Paul Wolfovitz'e kimse hesap soracak mı? Çünkü bütün bu yalan makinesinin, düzmece 'casus belli'nin yaratıcısı o.

Bir de, asıl sorulmayan soru, 'Saddam nerede?' sorusu ne zaman, kimler tarafından ve kime sorulacak? Ya Usame bin Ladin nerede?

ABD, 'casus belli' kılıfına, 'belli casus'lar mı uydurdu yoksa?