Çelik bir çiçek gibi
Radikal · 8 Haziran 2003
Mine G. Kırıkkanat
08/06/2003 (636 defa okundu)
Yıl 1933. Cumhuriyet'in sekseninci yaşında daha iyisini akıl edemedikleri, yapamadıkları ve yaptıramadıkları, belki de övünülecek ve sevinilecek esin kaynağını kuruttukları için yerine yenisini koyamadıkları, döne döne söylediğimiz o marşın tarihi, Onuncu Yıl kutlamaları.
Tüm dünyadan liderler, politikacılar, haberciler, Cumhuriyet'in onuncu kuruluş yıldönümüne katılmak ve kutlamak için Türkiye'ye, Ankara'ya akın etmektedir. SSCB'den Meclis Başkanı Vorosilof gelmiş, beraberinde de kutlamaları filme alacak Sergey Yutkeviç'i getirmiştir.
29 Ekim günü, yerel ve yabancı basın Atatürk'ün Onuncu Yıl söylevini vereceği kürsünün çevresinde yerlerini almış, belgesel filmciler kameralarını kurmuş, mikrofonlarını da radyocularla birlikte kürsünün üzerine dizmişlerdir.
Rus Sergey Yutkeviç; İngiliz, Fransız, Alman, velhasıl 'kapitalist' Batılı meslektaşlarının teknik donanımının, kendi Sovyet malı kamera ve mikrofonuna kıyasla çok daha gelişmiş olduğunu fark etmiştir. Aletlerin gelişmişliği bir yana, malzemeler arasında estetik bir uçurum da vardır: Diğerlerinin ince kablolu, zarif mikrofonlarının yanına, urgan kalınlığında bir kabloyla kameraya bağlı hantal Rus mikrofonunu yerleştirirken, utanır. Nuhu nebiden kalma gibi görünen ağır kamerasını, yine kol gibi kablolarla elektriğe bağlarken sıkılır. Çaresiz, yapar tabii gerekeni. Ve 'Kapitalist Batı'nın alaycı bakışlarını üzerinde hissederek, meslektaşlarıyla birlikte Atatürk'ü beklemeye başlar.
Çok geçmeden Atatürk'ün üstü açık arabası görünür. Sergey Yutkeviç, gözünü vizöre yapıştırır ve kamerasıyla arabanın gelişini izlemeye başlar. Atatürk kürsüye doğru yaklaşırken, bir çatırtı kopar Rus kameramanın çevresinde. Ancak Yutkeviç, gözünü vizörden ayıramaz ve ne olduğunu anlamaz. Ata kürsüye çıkıp söylevine başlayınca, kamerayı kürsüye sabitler ve başını kaldırıp etrafına bakınca, diğer meslektaşlarının tası tarağı toplamakta olduğunu görür:
Atatürk'ün arabası tüm kamera ve radyo kablolarının üstünde geçmiş, 'Kapitalist Batı'lı kablolar çatlayıp patlarken, o kol gibi kalın Rus kablolar dayanmıştır!
Sergey Yutkeviç, yıllar sonra SSCB'yi ziyaret eden Türk filmcilerine bu anısını: "O gün ilk kez, Sovyet mallarıyla övündüm!" diye gülerek anlatır. Yutkeviç, unutulmaz 'Türkiye'nin Kalbi Ankara' filmini çeken adamdır ve Cumhuriyet'in onuncu yıl kutlamalarıyla ilgili tek film, onun filminden başka görsel belge yokluğunun nedeni, diğer tüm filmcilerin kablolarının üstünden Atatürk'ün arabasının geçmiş olmasıdır!
Sergey Yutkeviç, filmin bir kopyasını bizzat Atatürk'e armağan gönderir. Türkiye Cumhuriyeti bugün, onuncu yıldönümüyle ilgili tek belgeseli, Atatürk'ün ileride 'dostum Sergey' diye söz edeceği, işte bu adama borçludur. Ve Abidin Dino, bir gün Atatürk tarafından Moskova'ya filmcilik öğrenmeye, "Orada bizim Yutkeviç var, sana yardımcı olur!" diye gönderilir. Ama bu başka bir hikâye...
Türk sinemasının özgün bir çiçeği, filmci ve yazar sevgili Arif Keskiner, geçen hafta Çiçek Bar'da tarihimizden lezzet dilimleri anlattı naçiz yazarınıza. Arif Keskiner, Sergey Yutkeviç'i 1960'lı yılların sonuna doğru Moskova'da tanımış ve anıyı bizzat kendisinden dinlemiş. Arif'te daha neler neler, ne eşsiz ve tadına doyulmaz, gerçek efsaneler var. 'Çiçek Gibi' anılarının devamı, ikinci, üçüncü kitaplarına koyacak hepsini.
Sen çok yaşa, çok yaz, biz de okuyalım Arif!
Not: Bugün TSİ 18:00'da TV5'te Kiosque Programı'nda 'Bir Gün, Gece'yi tanıtacağım.