Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

İran’da azatlık

Radikal · 18 Haziran 2003

İran, önce sinemasıyla şaşırttı bizi. Mollaların sansürlerine rağmen,

kimi İran'da gösterimi yasaklanan, kimi suya sabuna dokunmamasına karşın birbirinden ilginç filmler dünyada yankı uyandırdı, uluslararası başarılar kazandı. Bu filmlerle İran'daki şeriat rejiminin öteki yüzünü keşfettik. Yiğidi öldür, hakkını yeme, söz konusu rejim gelir dağılımında görece mörece, ama şahlık zamanında olduğundan daha hakça bir denge sağlamış, eğitimde fırsat eşitliği vermişti kız erkek, tüm gençlere. Paradoksal görünüyor ama doğru, İran'daki İslami cumhuriyet, zorla çarşafa soktuğu, başını kapattırdığı kadınların zihnini açtı ve evrensel bilgiye ulaşmalarını sağladı. Tıpkı eski Sovyetler ya da benzeri komünist ülkelerde olduğu gibi, zaten kültürel geçmişi sağlam İran'da, son 20 yılda üst düzey kültürlü bir toplum yetişti. Yine komünist ülkelerde olduğu gibi evrensel bilgiye ulaşan ve akıl ufukları genişleyen bu toplum, beri

yandan yaşamlarını kısıtlayan dini yasakları çekemez oldu ve şimdi, bu yasakları çiğneyeni kırbaçlayan, asan, dinci totaliter rejime karşı ayaklanıyor. Bu ayaklanmayı ABD'nin başlattığını düşünenler çok yanılıyorlar. Amerika elbette kışkırtıyor gençliği, rejime muhalif

toplum kesitini, ama şeriata karşı demokrasiyi tuttuğundan falan değil.

İran'da demokratik bir rejim olsa ve şeriatçılar bu rejimi yıkmak için ayaklansa, şeriatçıları kışkırtır ve desteklerdi.

Bush yönetimini ilgilendiren, Afganistan ve Irak'tan başlattığı süreçte kendi güdümünde bir Ortadoğu yaratmak. Kancayı attığı ülkedeki rejim türünün kendi açısından zerrece önemi yok. Egemen olmak istediği yeri, zayıf noktasından vuracak tabii. İran'ın zayıf noktası da yasakçı rejim. Ülkedeki özgürlük beklentisine, toplumun kafaca aştığı şeriatçı düzen çerçevesinde karşılık veremeyen din totalitarizmi.

Mollalar adam olsalardı da, kendi koydukları yasakçı din duvarlarını kendileri aşıp, toplumun 10 yıldır istediği 'azadlık' reformları engellemeyip, bugün ABD'nin karşısına kemirilecek bir yaraları olmadan çıkabilselerdi.

İran'daki son ayaklanmalar başlamadan çok önce, yaklaşık bir yıl oldu sanırım, bir belgesel seyrettim. Ağzım açık kaldı. Toplu bir psikoterapi seansıydı ve bir büyük masanın çevresinde aile psikoloğu görevini üstlenen sarıklı, altı kadın, altı erkek, yani altı çifti karşısına almış, sıkı durun, 'cinsel uyuşmazlık' sorunlarını dinliyordu. Çiftler, ayan beyan, yani ötekilerin ortasında en mahrem ilişkilerini dillendirmekte hiçbir sakınca görmüyor, Türkiye'de olmayan bir bireysel özgürlükle konuşuyorlardı. Meryem adlı bir kadın: "Beşir efendi tanıdığım ilk erkekti, cinsellik hakkında hiçbir şey bilmeden kendisiyle nikâhlandım. Zaten o da beni, kız oğlan kız olduğum için aldı. Şimdi benden, yatakta dansöz gibi kıvranmamı istiyor, ateşli tepkiler bekliyor, vermeyince de soğuk olmakla suçluyor. Eğer Beşir efendi deneyimli ve cilveli bir kadın istiyor idiyse, niçin gözü açılmamış, bakire bir kızla, yani benimle evlendi?" dedi. Kocası Beşir, önüne bakıyordu. Dinleyen öteki çiftler de ona. Aile psikoloğu sarıklı, Beşir'e ne düşündüğünü sordu ve karısının soğuk olmasından yakınan koca, aldı sazı eline, vasat bir Türk erkeğinden asla beklenemeyecek bir nezaket ve alçakgönüllülükle: "Meryem hanım haklı. Bütün dedikleri doğrudur. Ben onu aşan davranışlar istemekte haksızım. Kabul ediyorum," demesin mi?

Belgesel, toplu aile terapisi seansını burada kesip İran'da aşırı oranda görülen depresyon konusuna ve kullanımı olağanüstü boyutlara varan sakinleştirici ilaçlara geçtiği için, psikoloğun Meryem ve Beşir çiftine Kamasutra okumalarını önerip önermediğini ya da cinsellikte kadının uyarılması babında erkeklere şeriata uygun nasıl bir öğütler reçetesi kestiğini bilmiyorum.

Ama İran toplumuna dair izlediklerimden, okuduklarımdan, gördüğüm filmlerden bu ülkenin tarihsel şanına yaraşır bir çağdaş birikim düzeyine eriştiğini anlıyorum. Tepesine çöken şeriat rejiminden gına getirdiğini de tüm dünyayla birlikte algılıyorum. Şahsen her zaman, İran gibi büyük bir kültürden gelen bir ülkenin ilelebet şeriatla yönetilemeyeceğine, ergeç karşı bir devrim yapacağına inandım. Süreç hızlandı. İran toplumu, yoksulları cahil bırakıp zenginleri kollayan, zevku sefayı serbest bırakıp düşünceyi yasaklayan, yasakları delenlere karşı Mollalar kadar gaddar olan şah rejimine tepki olarak dine sarıldı, dinciler tarafından manipüle edildi ve Mollaları geçirdi başına. Şeriat rejimi, her şeye rağmen yoksullara eğitim olanağı ve şah döneminde olmayan zihinsel bir özgürlük verdi İranlılara.

Ve şimdi eğitimli İran daha fazlasını, tam, gerçek, laik özgürlüğü istiyor. Alacak. Ancak geciktirilebilir, ama önlenemez bir evrimdir bu.

İslamiyet dünyasındaki şeriat furyasında İran'daki şeriat düzeninin büyük payı vardır. İran'da Mollaların yıkılması, gerek Türkiye, gerekse tüm Müslüman ülkelerdeki şeriat istemi yükselişine darbe vuracaktır. Naçiz yazarınız, İslamiyet'in çağdaşlaştırılma sürecinin İran'dan başlayacağına inanıyor hatta. Tabii Amerika, bu ülkeyi rahat bırakırsa. Çünkü kışkırtmakla yetinmez, doğrudan ve topla tüfekle karışırsa, ancak Mollalara yarar. Bu ülkenin, başka hiçbir Ortadoğu ülkesinde olmayan bir 'ulus' bilincine sahip olduğu unutulmamalı. İran, Arap kabilelerinden ibaret değil. Tüm tarih boyunca yolunu kendi buldu, Osmanlı dahil hiçbir yabancı güce teslim olmadı. Devrimlerini ve karşı devrimlerini ancak kendi yaparsa, tutar.

Gerek laiklik, gerekse demokrasi bedeli başkası tarafından ödetilmediği takdirde benimsenen ve sahip çıkılan yönetim biçimleri olmaktan öte, bilinç seçimleridir zaten.