Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2003

Kurbanlıklar (2)

Radikal · 21 Haziran 2003

Vietnam Savaşı sırasında, sanki sinir uçları çıkarılmış da acıyı hissetmiyormuşcasına, bağdaş kurdukları yerde kıpırdamadan, sessizce kül olan Budist rahiplerden sonra 20. yüzyıl siyasal protest literatürüne giren yanarak intihar eylemleri, 16 Ocak 1969'da Avrupa'ya sıçradı.

Çek üniversite öğrencisi Jan Palach, Sovyetler'in Çekoslovakya'yı işgalini protesto etmek için Prag'ın Venceslas Meydanı'nda kendisini yaktı. 25 Ocak'ta Jan Zagi, ardından 20 Çek genci daha, onun örneğini izlediler ve kendilerini aynı nedenle yaktılar meydanlarda. İntihar biçimlerinin en korkuncu olan ateşle ölmek, aslında Uzakdoğu kadar Avrupa'da da derin izler bırakmış bir geçmişe sahipti: 13. yüzyılda Katolik Kilisesi'ne karşı ayaklanan Katharlar, tarihte ilk kez kendi mezheplerini ezmek için kurulan engizisyon mahkemelerinin kararıyla yakılmaya mahkûm edilmişler ve seçtikleri dini inkâr etmektense, etseler kurtulacaklardı, kimsenin sürüklemesine fırsat bırakmadan kendileri yürüyüp atılmışlardı alevlerin ortasına.

20. yüzyılda yeniden gündeme gelen yanarak intihar, Doğu-Batı, sınır tanımadı. 1970'li yıllarda, ilki ASALA'nın cinayetlerini protesto etmek üzere İstanbul'da kendisini yakan Ermeni vatandaşımız, birkaç gönüllü kurbanla Türkiye de bu protesto biçiminden nasibini aldı. 1998'de Tibetli Thubten Ngodup 'Yaşasın Dalai Lama, yaşasın Tibet' diye bağırarak cayır cayır yaktı kendisini. Daha 23 Ocak 2001'de, beş Falungong mezhebi üyesi, Tiananmen Meydanı'nda yandılar. Ancak iki Çek genci, yine Prag'da ve üniversite öğrencisi, olguyu yeniden Avrupa'ya taşımakla kalmadı, en anlaşılmazı yaptı ve bu yıl, 2003 Nisan ayında ABD'nin Irak işgalini protesto etmek için kendilerini yaktılar! Oysa Çekoslovakya'daki Sovyet işgali çoktan bitmiş, SSCB çökmüş, küçük Çekya, Slovakya'dan en demokratik yöntemle, yani referandumla ayrılmış, bağımsızlığını kazanmış, kültürü zaten kallavi, hızla refaha ve AB'ye doğru yol alıyordu, alıyor. Yani sonuncu olaydaki Çek gençlerin yanarak ölmek iradesini, bırakın özel, yakın çevre sorunlarıyla açıklamak bile mümkün değildi. Irak nereydi, Çekya nere, yine de iki Çek kendini yaktı uzaklarda, hiç gidip görmedikleri bir ülkeye yapılan haksızlık uğruna!

Eski Çekoslovakya'nın Çekya kalan bölümü, 1969'dan beri 24 kişinin yanarak intiharıyla, zamana oranlı korkunç bir rekora sahip. Çekya olgusuna bakıldığında, uğrunda 'yanılan' davanın öneminden çok, deyim tuhaf gelecek ama doğrunun başka adı yok, bir 'özenti silsilesi'ni düşünmek gerekiyor. Dipsiz bir umutsuzluğun en feci ifadesi, yanarak intihar etmek, özenti bir seçim olabilir mi? Olabilir. Çocukların şiddet yanlısı film ve dizi görmesi niçin tartışılıyor? Çünkü vahşetin çağrısı diye bir olgu var, insanlığın toplumsal belleğinde, hatta genetiğinde. Vahşet vahşete özendiriyor. Kendine yönelik vahşet, yani kelimenin tam anlamıyla canı yanarak ölmek de özendirebilir. Ama kimi, kimleri? İşte bu sorunun yanıtı önemli. Herhalde aklı başında, özgür irade sahibi insanları değil. Mutluluk, mutsuzluk, kendisiyle barışık ya da kavgalı olmak bile ölçü konulamaz. Çünkü o bablarda daha 'soft' intihar biçimleri var. Kişi salim kafa ve özgür iradesiyle kendi ölümüne karar verebilir. Ama onlar arasında bu kararı verdiği zaman, mazoşist bir intihar biçimini seçen pek görülmez.

Oysa canlı bomba ya da yanarak intiharı seçen kişilerde, ölümden öte acıyı kabullenmek için bir saplantı, bir koşullanma olduğu kesin.

Bütün bunlardan bir yere varacağım elbette, sabredin, devamı yarına.